YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/4474
KARAR NO : 2009/5222
KARAR TARİHİ : 27.04.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 28.12.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda davanın reddine dair verilen 16.12.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ve katılma ile de davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, davalının kardeşleri olduğunu, birlikte adi ortaklık kurduklarını ve birlikte çalıştıklarını, dava konusu 30553 Ada 15 parsel sayılı taşınmazın bedelini beraber ödedikleri halde davalının en büyük kardeşleri olması sebebiyle onun adına tescil edildiğini, müstakilen davalı adına kayıtlı olan dava konusu taşınmazın tapu kaydının 3/4 hissesinin iptali ile 1/4′ … hisse olarak adlarına tescilini istemişlerdir.
Davalı davanın reddini savunmuş, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacılar ve davalı vekilleri temyiz etmişlerdir.
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın inanılan tarafından kullanılma, yönetilme ve inanana iade şartlarını içeren borçlandırıcı bir işlemdir.
5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi; inanç sözleşmesi, inanılana bir hakkın kullanılmasında davranışlarını inananın tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir
anlatımla; inanan inanılan namına yapılacak bir işlemden sonra taşınmazın mülkiyetini ona (inanana) geçirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi anılan içtihadı birleştirme kararı uyarınca ancak, yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delil ile ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
İnanç sözleşmesinden … davalar için … bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Davacıların dayanağı olan 2004/28 Esas sayılı dava dosyasının 04.02.2005 tarihli duruşmasında davalının “ … ben kardeşlerime daireler verdim, oturmaktadırlar ancak tapuda devrini yapmadım gerek de görmüyorum…” şeklindeki beyanı dava konusu taşınmazın taraflarca birlikte bedeli ödenerek satın alındığını gösterir nitelikte bir beyan olmayıp dava kanıtlanamamıştır. Ancak bu durumda yukarıda belirtildiği üzere davacılar dava dilekçesinde ve delil listesinde yemin deliline de dayandıklarını bildirdiklerinden, mahkemece davacı tarafa, davalıya yemin teklif etme hakkı bulunduğu hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu husus yerine getirilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazının incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 27.4.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.