YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/4636
KARAR NO : 2009/6580
KARAR TARİHİ : 29.05.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 27.11.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve mera olarak sınırlandırma istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 17.12.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine, kadastro işlemleri sırasında davalılar adına tapuyla revizyon gören 15 ada 2 ve 3 sayılı parsellerin revizyon kayıtlarının sabit sınırları içermediğini, miktar fazlalarının meraya elatılarak kazanıldığını, kayıt miktar fazlaları kadar bölümlerin tapularının iptali ile mera niteliği ile sınırlandırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazların tarım taşınmazları olduğu ve miktar fazlalıklarında davalılar yararına zilyetlikle iktisap koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı Hazine temyiz etmiştir.
Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; çekişme konusu taşınmazların kadastro tespitlerinin 30.03.1988 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın ise 27.11.2006 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
25.02.2009 tarihinde kabul edilerek 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesi 3.fıkrasına ekleme yapılmıştır. Anılan hüküm, “bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” şeklindedir. Diğer taraftan, 5841 Sayılı Kanununun 3. maddesi ile de 3402 Sayılı Kadastro Kanununa geçici 10. madde
eklenmiştir. Bu madde ise “bu kanunun 12. maddesinin 3.fıkrası hükmü Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır” kuralını getirmiştir. Anılan hükümler gözetildiğinde kadastro tespitinin kesinleştiği 30.03.1988 ile davanın açıldığı 27.11.2006 tarihi arasında Kadastro Kanununun değişik 12. maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği açıktır. Davanın hak düşürücü sürenin varlığı sebebiyle reddi yerine değişik bazı gerekçelerle reddedilmiş olması hüküm sonuçta davanın reddine ilişkin bulunduğundan sonuç olarak doğrudur.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı Hazine’nin bütün temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan kararın gerekçesi HUMK.nun 438/son maddesince belirtildiği şekilde DÜZELTİLEREK, hükmün gerekçesi DÜZELTİLMİŞ bu şekli ile ONANMASINA, 29.05.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.