Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/4646 E. 2009/5278 K. 28.04.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/4646
KARAR NO : 2009/5278
KARAR TARİHİ : 28.04.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 02.05.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 13.03.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
13.3.2008 tarihli mahkeme kararının davalı … vekili tarafından temyizi üzerine Dairemiz 27.1.2009 … ve 2008/15122-2009/742 sayılı kararı ile, davalı … vekilinin temyiz dilekçesi 15 günlük yasal sürenin geçirildiği gerekçesi ile reddedilmiştir. Ancak, dosya içinde mevcut … Genel Müdürlüğü … Posta Dağıtım Toplama Merkezinin 27.2.2009 … ve 1678 sayılı müzekkeresinden temyiz eden davalı … vekili avukat …’ya temyize konu kararın 30.6.2008 tarihinde tebliğ edildiği, davalı … Vekilince de 15.7.2008 tarihinde temyiz edildiği, 1.8.2008 tarihli ek dilekçesiyle de duruşma talebinde bulunduğu anlaşılmıştır.
Temyiz eden …’in ek temyiz dilekçesi süresi içinde olmadığından duruşma isteminin reddine, temyiz dilekçesinin ve yasal süresinde verildiği anlaşıldığından, karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 2008/15122Esas, 2009/742 Karar sayılı ve 27.1.2009 tarihli kararı kaldırılarak davalının temyiz talebinin incelenmesi gerekmiştir.
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı, davalı …’in kardeşi olduğunu, birlikte daire almak için anlaştıklarını, ancak davaya konu … 1059 ada 11 parselde C Blok 20 numaralı daireyi inşa eden kooperatife üye olabilmek için SSK’lı olmak
gerektiğinden davalı … adına üyelik işlemlerinin yapıldığını ve tahsisin davalı … adına yapıldığını,kooperatif aidatlarını kendisinin ödediğini, davalı …’ın taşınmazı tapuda satış göstererek davalı …’e devrettiğini,davalı …’in taşınmazı yarı payını davacıya vereceğini söyleyerek davalı …’ı yanılttığını belirterek taşınmazın ½ payının adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı …, dava konusu bağımsız bölümü birikimleri ile aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı …,dairenin bedelini davacı ve diğer davalının birlikte ödediğini,davalı …’in tapu devrinden davacının haberi olduğunu söylediğini ve tapunun devri sırasında diğer davalının kendisine ödeme yapmadığını belirterek davacının haklı olduğunu kabul etmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolayı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Davacı açıklanan nitelikte bir belgeye dayanmamıştır. Ne var ki; gerek dava dilekçesinde ve gerekse delillerin hasrına dair dilekçede “VS tüm yasal deliller” demek sureti ile, her türlü delile dayandığını açıkladığından, yemin deliline de dayanmış sayılır. Bu durumda davacıya, davalıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davalının karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 27.1.2009 tarih 2008/15122-2009/742 sayılı kararının KALDIRILMASINA ve hükmün açıklanan nedenle BOZULMASINA, 28.4.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.