Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/5330 E. 2009/6170 K. 15.05.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/5330
KARAR NO : 2009/6170
KARAR TARİHİ : 15.05.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 30.11.2006 gününde verilen dilekçe ile vakıf şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 26.11.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, 169 ada 6 parsel sayılı taşınmaz kaydında yer alan “Lala Şahin Paşa Vakfı” şerhinin silinmesini istemişlerdir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar temyiz etmiştir.
Davanın, Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/24 Esas sayılı dosyası ile görülmekte olan ortaklığın giderilmesi davası nedeniyle verilen süre ve yetki belgesine dayanılarak açıldığı belirtilmiştir. Ne var ki, sözü edilen yetki belgesi dosya içerisinde bulunmamaktadır.
Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler şeklen o davanın taraflarıdır. Ancak, mahkemenin bu taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez.
Sıfat, dava konusu subjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu subjektif
hakka ilişkindir. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi kural olarak o hakkın sahibine aittir. Subjektif hakkın sahibi maddi hukuka göre belirlenir. Bu nedenle bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu subjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur.
Bir davanın taraflarından biri o davada gerçekten davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değilse, mahkeme dava konusu hakkın esası hakkında inceleme yapıp karar veremez. Davanın sıfat (husumet) yokluğundan reddine karar verir. Bu karar da, taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını tesbit eden, davanın esasına ilişkin bir karardır.
Az yukarıda açıklandığı gibi, eldeki dava açıldığında dayanılan yetki belgesi olmadan bu dava görülemez. Mahkemenin sıfat (husumet) yokluğunu re’sen gözetmesi gerekir. Şu duruma göre, davanın reddi açıklanan bu nedenlerle ve sonucu itibariyle doğru olduğundan, gerekçesi bu şekilde değiştirilerek hükmün onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, 15.05.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.