YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/606
KARAR NO : 2009/5450
KARAR TARİHİ : 30.04.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 11.03.2003 gününde verilen dilekçe ile ölünceye kadar bakım sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 11.12.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi bir kısım davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, ölünceye kadar bakım sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı, davalılarla ortak mirasbırakanı olan … … tarafından biçimine uygun olarak düzenlenmiş 04.11.2002 tarihli ve 27158 yevmiye numaralı ölünceye kadar bakım sözleşmesine dayanarak Hamidiye Köyü 368, 687, 217, 66, 42 ve 185 parsel sayılı taşınmazlardaki muris hisselerinin iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalılar, murisin ehliyetsizliği nedeniyle davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Türk Medeni Kanununun “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle, hak elde edebilmesi, borç altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış, 10. maddesinde de “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her … kişinin fiil ehliyeti vardır” hükmü getirilmiştir. Ayırt etme gücü, eylem ve işlem ehliyeti olarak da tanımlanarak aynı yasanın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir” denilmek suretiyle
ayrıca ayırt etme gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir.
Türk Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesi bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı olmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamıyacağından karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz (YİBK 11.06.1941 tarih 4/21).
Türk Medeni Kanununun 409/2. maddesinde de akıl hastalığı veya zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler ışığında olay incelendiğinde, bir kimsenin ehliyetinin tesbitinin şahıs ve mamalek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Taraf tanıklarının bu yöndeki beyanları, murise ait doktor raporları, hasta müşahade kağıtları ile birlikte değerlendirilerek sonuca varılması gerekir. Ölünceye kadar bakım sözleşmesi tarihinde düzenlenen … kişilik bilirkişi raporu yetersiz olup, ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması, kişiye, eylem ve işleme göre değişmesi, bu yönde en yetkili sağlık kurulundan özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını gerekli kılmaktadır.
Yerel mahkemece, dava konusu dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilerek ve dosyadaki beyan ve bilgiler de gözetilerek rapor düzenlenmesinin istenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 30.04.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.