YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/62
KARAR NO : 2009/1168
KARAR TARİHİ : 03.02.2009
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalı aleyhine 13.06.2007 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin meni istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 13.05.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, tapulu taşınmaza elatmanın önlenmesi ile taşınmazın elbirliği maliklerinden Abdullah tarafından açılmıştır.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmaz elbirliği mülkiyeti rejimine tabi olup davacı tek başına dava açamayacağından dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden 45 m2 yüzölçümünde ev niteliğindeki 1813 parselin davacı ile dava dışı … adına elbirliği mülkiyetine tabi olarak kayıtlı bulunduğu görülmektedir. Burada üzerinde durulması gereken diğer bir husus tapulu taşınmazların Türk Medeni Kanununun 706 ve Borçlar Kanununun 213.maddeleri hükümleri gereğince ancak resmi şekilde satılabileceğidir. Başka bir deyişle, harici satın alma iddiasına değer verilemeyeceği gibi aşağıda tekrar bahsedileceği üzere elbirliği mülkiyetine tabi bir taşınmazın ancak tüm paydaşların tasarrufu işlemine katılmaları sonucu satılabileceğidir.
Elbirliği halinde mülkiyet, yasa veya yasanın kabul ettiği sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin bir mala veya hakka birlikte malik olma durumunu ifade eder. Elbirliği mülkiyeti ortaklarının tüzel kişiliği yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak elbirliği ortaklarının tümüne aittir. Bu özelliğinden dolayı da elbirliği halinde mülkiyette ortaklar arasında zorunlu
dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Her ne kadar Türk Medeni Kanununun 702/2. maddesinde, kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliği ile karar verme şartı aranmışsa da son fıkrada “ortaklardan her biri topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır” hükmü getirilmiştir.
Bu hükmün 743 sayılı Türk Medeni Kanununun 581. maddesinden farklı olarak düzenlenmesindeki neden kuşkusuz eski yasanın yürürlükte olduğu dönemde ortaya çıkan bazı güçlükleri gidermektir. Böyle olunca olağan hakların korunması veya oybirliği ile karar vermeyi gerektiren nedenlerin ne olduğu ve bu ayrımın sonuçları üzerinde durulması gerekecektir.
Olağan koruma eylemleri; onarımlar, mahsullerin toplanması, bozulacak olanların satılması, acele olarak yapılması zorunlu bulunan işlemlerin yerine getirilmesi ile istihkak, elatmanın önlenmesi ve tapu sicilinde hak sahipliğinin saptanması gibi taksimi mümkün olmayan taleplerdir. Bu hususlarla ilgili olmak üzere elbirliği ortaklarından her biri bağımsız olarak dava hakkını kullanabilir. Fakat, Türk Medeni Kanununun 702/2. maddesinde aranan ortakların oybirliği şartı hiç şüphesiz terekeye ait bir hakkın tasarrufu işlemleridir. Bu halde mülkiyet değişikliği söz konusu olacağından ortaklar oybirliği ile karar vermelidir.
Somut olayda; davacı tarafından açılan dava hiç şüphesiz bütün ortakların tasarruf işlemini gerektirmeyen koruma tedbiri seviyesinde kalan bir davadır. O yüzden, elbirliği ortaklarından dava dışı …’in üçüncü kişiye karşı açılan bu davada davaya muvafakat vermesi gerekmez.
Mahkemece, çekişme konusu olay yukarıda yazılı şekilde değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, olaya uygun düşmeyen bazı gerekçelerle davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 03.02.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.