Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/733 E. 2009/1178 K. 03.02.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/733
KARAR NO : 2009/1178
KARAR TARİHİ : 03.02.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 23.03.2007 gününde verilen dilekçe ile tapuda isim düzeltilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 13.11.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar dava dilekçesi ile, dava konusu 285 Ada 47 parsel ve 351 Ada 7 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarında malik görünen “… …” ile mirasbırakanları “… … …” nın aynı kişi olduğunun tespitine karar verilmesini, 04.02.2008 tarihli dava dilekçesinin açıklanması konulu dilekçesi ile de tapu kayıtlarında yazılan “…” isminin “… …” olarak düzeltilmesini istemişlerdir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı temyiz etmiştir.
Dava, tapu kaydında yanlış yazan kimlik bilgilerinin düzeltilmesi istemine ilişkindir.
Bu tür davalarda tapuda herhangi bir nedenle yanlış yazılan nüfus bilgilerinin nüfus kaydına uygun hale getirilmesi amaçlanmıştır. Davacının murisi “ … … …” nüfusta kayıtlı olmadığına göre tapu ve nüfus kaydı arasında bağlantı ve tutarlılık sağlanması mümkün değildir. Diğer bir değişle bağlantı ve dayanak oluşturacak bir nüfus kaydı yoktur. Bu durumda davanın reddi yerine yargılamaya devamla tapuda murisin nüfus bilgilerinin düzeltilmesine karar verilmesi doğru değildir. Bu nedenle karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, 3.2.2009 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI
Davacılar, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarında malik görünen “… …” ile mirasbırakanları “… … …” nın aynı kişi olduğunun tespitini, daha sonra vermiş oldukları bir dilekçe ile de murislerinin tapu kayıtlarında “… oğlu … …” olarak yazılan kimliğinin “… oğlu … … …” olarak düzeltilmesini istemişlerdir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün davalı idare vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine karar Daire çoğunluğu tarafından; “bu tür davalarda tapuda herhangi bir nedenle yanlış yazılan nüfus bilgilerinin nüfus kaydına uygun hale getirilmesinin amaçlandığı, davacının murisinin nüfusa kayıtlı olmadığına göre tapu ve nüfus kaydı arasında bağlantı ve tutarlılık sağlanmasının mümkün olmadığı, bağlantı ve dayanak oluşturacak bir nüfus kaydı bulunmadığı, bu durumda davanın reddi yerine düzeltme kararı verilmesinin doğru olmadığı…” belirtilerek bozulmuştur.
Dava konusu 351 ada 7 sayılı parselin, tapu ve vergi kayıtlarına dayalı olarak 27 Aralık 1963 tarihinde davacıların murisi adına tespit gördüğü, 285 ada 47 sayılı parselin kadastro tutanağının tetkikinde; edinme sebebinde senetsiz olup 945 tarihli 722/38 no’lu vergi kaydı ile … … adına kayıtlı olduğu, ceddinden intikalen kendisine kaldığı, 50-60 seneden beri zilyet olduğu, belirtilerek “kargir dükkan” vasfı ile … oğlu … … adına tespit edildiği, tespitin 25.11.1966 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Davacıların murisi her ne kadar nüfusta kayıtlı değil ise de, 1979 da öldüğü, 1930 doğumlu eşi …’nin de 1956 yılında vefat ettiği, on çocukları bulunduğu, nüfus kayıtlarında çocuklarının baba adlarının “M….” ve “… …” olarak geçtiği, resmi nüfus kayıtlarından ve bu kayıtlara göre mahkemece verilen veraset belgesinden anlaşılacağı üzere … …’in davacıların murisi ve babaları olduğu açıktır.
Davacılar, dava dilekçesinde dava konusu taşınmazların babalarına ait olduğunu, ölümünden sonra da mirasçıları tarafından kullanıldığını belirtmişler, bu husus mahallinde yapılan keşifte dinlenen tanıklar tarafından da doğrulanmıştır.
Davacılar, tapuda murisleri babalarının adının hatalı yazılması nedeniyle dava açtıklarını belirtmektedir. Tapu maliklerinin mirasçılarının başvurması halinde tapu idareleri genellikle kendiliklerinden bu tür düzeltme işlemlerini yapmamakta, bu konuda mahkemelerden düzeltme veya tespit kararları istemektedir. Bunun üzerine mahkemelerde dava açılmaktadır. Uygulamada mahkemelerce, açılan bu tür davalara uzun yıllardır bakılmakta ve temyiz incelemesinden de geçen gerek düzeltme gerekse tespit kararları Tapu Sicil Müdürlüklerine götürülerek intikal ve satış işlemleri yapılabilmektedir. Davacıların bu tür davaları açmakta hukuki yararları mevcuttur. Şöyle ki;
Tapu Sicil Tüzüğünün 87. maddesinde kadastro çalışmaları sırasında meydana gelen yazım hatalarıyla ad, soyadı ve baba adındaki yanlışlık veya eksikliklerin ilgilisinin başvurusu üzerine dayanak kayıt ve belgeler incelenerek, talebin gerçek hak sahibinden geldiğine kanaat getirilmesi şartıyla düzeltilebileceği belirtilmektedir. Buradaki düzeltme işlemi, tapu memurlarının insiyatifine bırakılabilecek sadece yazım hatalarıyla ilgili konulara ilişkin olup mülkiyet ihtilafının hallinin, dolayısıyla yargılamanın gerekmediği hallere ilişkindir.
Muris nüfusa kayıtlı ise ve sağlığında soyadı almış ise zaten murisin tapu kaydındaki kimlik bilgileri nüfus kaydına göre düzeltilmektedir. Ancak murisin nüfus kaydı yoksa veya muris soyadı almadan ölmüş ise veya Türk soylu yabancı ülke vatandaşı ise ne yapılacaktır?
Burada sorun, sadece tapuda herhangi bir nedenle yanlış yazılan nüfus bilgilerinin nüfus kaydına uygun hale getirilmesi değil, tapu kayıtları ile mülkiyet hakkına sahip oldukları halde tapu kayıtlarında düzeltme ve bu nedenle intikal yaptıramadıklarından bu hakkı kullanamayan şahısların Anayasal mülkiyet haklarını kullanabilmelerinin sağlanmasıdır.
Bozma kararı doğrultusunda davanın reddi halinde, daha önce tapu idaresine başvurduğu halde düzeltme işlemlerini yaptıramayan mirasçılar tapu kayıtları ile mülkiyet hakkına sahip oldukları halde tapu kayıtlarında düzeltme veya intikal yaptıramadıklarından Anayasal mülkiyet haklarını kullanamayacak yani çaresiz kalacaklardır.
O halde idari yoldan tapu kayıtlarında düzeltme veya intikal yaptırılamadığından zorunlu olarak açılan bu tür davalarda düzeltme kararı verilemeyen hallerde tespit kararı verilmesi gerekli ve zorunludur.
Sonuç olarak;
Soyadı Kanununun yürürlüğe girmesinden önce ölmüş olup soy ismi almayan veya herhangi bir nedenle nüfus kaydı bulunmayan kişilerin tapu kaydındaki kimlik bilgilerinin düzeltilmesi mümkün değil ise de; bu gibi durumlarda tapu malikinin davacıların murisi ile aynı kişi olduğunun ispatlanması halinde “çoğun içerisinde az da vardır” kuralı gereğince bu yönde bir “tespit kararı” verilebileceği nazara alındığında, “tapu malikinin davacıların murisi ile aynı kişi olduğunun tespitine karar verilmesi” şeklinde bir hüküm kurulması gerekir. Bu yönde karar verilmesi usul ekonomisinin de bir gereğidir.
Davaya konu olayda; mahkemece davacıların talebi doğrultusunda gerekli araştırma ve inceleme yapılarak tapu maliki ile davacıların murisinin aynı kişi olduğunun tespiti yönünde verilen hüküm yerinde olduğundan kararın onanması gerekirken tapuda isim düzeltilmesi yolu ile sorunun çözülemeyeceği, davanın reddi gerektiği” gerekçesiyle bozma kararı verilmesi isabetli değildir.
Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olması nedeniyle onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılmıyorum.