Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/7780 E. 2009/8481 K. 06.07.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/7780
KARAR NO : 2009/8481
KARAR TARİHİ : 06.07.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 02.02.2006 gününde verilen dilekçe ile inanç sözleşmesinden kaynaklanan tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 03.12.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, davalı adına kayıtlı bulunan traktör ve 972 numaralı taşınmazın babası tarafından kendisine verilmek üzere alındığını ancak davalı adına tescil edildiğini belirterek tapu kaydı ve trafik tescil kaydının iptali ile adına tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı ve davalı temyiz etmiştir.
1-Dava inanç sözleşmesine dayalı tescil isteğine ilişkindir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolayı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Davacı, içeriği yukarıda açıklanan biçimde yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belgeye dayanmadığı gibi yemin teklifinde bulunmayacağını da belirtmiş olduğundan mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş davacının temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davalının temyiz itirazlarına gelince; Davalı, davada kendini vekil ile temsil ettirmiş olup, HUMK.nun 417 ve 423 maddeleri gereğince davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken davacı yararına hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Ancak yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün HUMK.nun 438/VII maddesi gereğince düzeltilerek onanmasına krarar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlyarının reddine, 2.bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının hüküm fıkrasının 5.parağrafındaki “davacı” sözcüğünün yerine “davalı”, “davalı” sözcüğünün yerine “davacı” yazılarak hükmün DÜZELTİLMİŞ bu şekli ile ONANMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 06.07.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.