Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/8203 E. 2009/9477 K. 14.09.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8203
KARAR NO : 2009/9477
KARAR TARİHİ : 14.09.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 17.10.2008 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 05.03.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalı, satış vaadi sözleşmesinin oğlunun davacıya olan borcu nedeniyle teminat amacıyla düzenlendiğini, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava kabul edilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin varlığından ve taraflarını bağlayıcılığından söz edebilmek için icap ve kabulün karşılıklı ve birbirine uygun olması, başka bir anlatımla aktin esaslı noktalarında irade beyanları arasında birlik bulunması, ayrıca, yine tarafların aktin esaslı noktalarında uyuşmaları gerekir. Böylece taraflar ileride diğer bir akit yapma borcu altına girer. Çünkü taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapılınca bir aktin hükümlerini yerine getirmek değil, ileride yeni bir sözleşme yapmak mukavele edilmiş olur. Fakat tarafların biçimine uygun satış vaadi sözleşmesi yapmalarına rağmen gerçek iradeleri ileride bir taşınmaz satışı yapılması doğrultusunda değil, örneğin; ödünç paranın teminatı olmak üzere birleşmiş ise gerçek bir satış vaadi sözleşmesinin varlığından söz edilemez. Zira bu gibi durumlarda satış vaadi sözleşmesi ile taşınmaz teminat olarak gösterilmekte, üzerinde rehin tesis edilmektedir. BK.m. 873/II’ye göre “Borcun ödenmemesi halinde rehinli taşınmaz mülkiyetinin alacaklıya geçeceğine ilişkin sözleşme hükmü geçersizdir”. Kuşkusuz, bu tür bir sözleşmeye dayanılarak tescil istemeye olanak bulunmamaktadır. Bu tür savunmaların kanıtlanması halinde BK.m. 18 uyarınca muvazaa sebebiyle geçerli kabul edilmesi mümkün olmayan satış vaadi sözleşmesine dayanılarak tescil hükmü kurulamaz. Ancak satış vaadi sözleşmesinin ödünç paranın teminatı olmak üzere düzenlendiği iddia edilerek iptali dava edilmiş veya açılan ferağa icbar suretiyle tescil davasına karşı böyle bir dava açılmışsa sözleşmenin iptaline karar verilmemelidir. Çünkü görünürdeki satış vaadi sözleşmesi muvazaa nedeniyle geçersiz olsa da bu sözleşme arkasında gizlenen alacak-borç ilişkisi bakımından hüküm ve sonuç meydana getirir. Bu gibi durumlarda mahkemece “satış vaadi sözleşmesinin verilen borç paranın teminatı olarak yapıldığının tespitine” karar vermekle yetinilmelidir.
Somut olaya gelince;
Davacı, davada dayanılan satış vaadi sözleşmesinin davalının oğluna verilen borç karşılığı teminat amacıyla düzenlendiğini, hakkındaki şikayet üzerine jandarmada verdiği 06.02.2009 tarihli ifadesinde kabul etmiştir. Davacının jandarmadaki bu ifadesi HUMK m.236 hükmü gereğince mahkeme haricindeki ikrar niteliğinde olup, davalının savunmasını doğrulamaktadır ve yapan tarafı bağlar. Bu beyana göre 20.01.2008 tarihli satış vaadi sözleşmesinin gerçek bir satış vaadi sözleşmesi olmadığı, verilen borç paranın teminatını teşkil ettiği sabit olduğundan, mülkiyete yönelik istemin reddi yerine davacının ikrarı gözden kaçırılarak istem yazılı olduğu şekilde hüküm altına alındığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 14.09.4009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.