YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8508
KARAR NO : 2009/9770
KARAR TARİHİ : 17.09.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 05.09.2005 gününde verilen dilekçe ile itirazın iptali istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 03.06.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, ödenmeyen iştirakli kira bedelinin tahsili için yapılan icra takibine itirazın iptali ve icra inkar tazminatı tahsili istemleriyle açılmıştır.
Davalı, davacı ile aralarında yazılı bir kira sözleşmesi olmadığını davacının taşınmazında kuyu açtığını onunla kuyu açma masraflarını karşılamak üzere taşınmazı üç yıl süreyle kullanmak ve hasılattan elde edilecek payın %50’sini davacıya vermek üzere anlaştıklarını ancak davacının kiralananı iki yıl kullandırdığını, kira parası borcu olmadığını açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının icra takibine yersiz itirazının iptaline, icra inkar tazminatı tahsili istemine yönelik talebin reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Davada, iştirakli hasılat kirasının varlığı ileri sürülmüştür. Davalı bu ilişkinin varlığını kabul etmemiş, davacıya ait taşınmazı kuyu açma bedeline karşılık olarak kullandığını, elde edilecek hasılatın yarı payının davacıya verilmesi konusunda bir anlaşmaları olduğunu savunmuştur. Burada öncelikle kira sözleşmelerinin yapılışının bir şekle bağlı olup olmadığı hususu üzerinde durulmalıdır. Gerçekten, borçlar Kanununda kira sözleşmelerinin yapılış biçimi bir şekle tabi tutulmamıştır. Kira sözleşmesi sözlü veya yazılı yapılabileceği gibi bu ilişki zımni olarak da kurulabilir. Kuşkusuz yazılı yapılması sözleşmeye dayanan tarafa ispat kolaylığı sağlar. Ancak, eldeki davanın özelliği gereği bu yön üzerinde de durulmaması gerekmektedir. Çünkü aralarında bir kira sözleşmesi olmasa da davalı davacıya ait taşınmazı başka bir hukuki sebeple kullandığını ve kullandığı sürede ona %50 oranında hasılattan pay vermeyi kabul etmiştir. Kısaca taraflar arasında davalının davacıya ait taşınmazı kullandığı, bu kullanma karşılığı ona %50 oranında ürün payı verilmesi konusunda bir çekişme yoktur. Elde edilecek ürünün %50’sinin davacıya verildiğini ispat yükü ise davalıya düşer. Ne var ki taraflar arasında ürün miktarının ne olduğu hususu da çekişmelidir. Esasen icra takibine konu yapılan alacağın gerçek miktarını Borçlar Kanununun 43. maddesi uyarınca hakimin tayin etmesi gerekir. Bu konuda mahkemece bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Ceza mahkemesi dosyasında alınan bilirkişi raporu ise denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunmamaktadır.
Mahkemece yapılması gereken iş, davacıya kendisine ait taşınmazdan davalının yararlanma süresini açıklatmak, bildireceği bu yararlanma süresi ve bu konudaki davalı savunması dikkate alınarak yerinde keşif yapılmak suretiyle bilirkişilere davacıya ait taşınmazdan elde edilecek yıllık pamuk miktarını belirletmek ve bunun parasal karşılığını tespit etmek, saptanacak kullanma süresine göre ürünün yarı oranındaki değerini bularak ancak bu miktara hükmetmek olmalıdır. Değinilen yönler yeterli şekilde açıklığa kavuşturulmadan hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Diğer taraftan, davacı icra takip talepnamesinde asıl alacağını 11.000 YTL olduğunu bildirmiş, bu alacağa 2200 YTL işlemiş faiz ilave ederek alacağı toplamını 13.200 YTL olarak belirtmiştir. Borçlar Kanununun 101. maddesi gereğince alacağın muaccel olması faiz yürütülmesi için yeterli değildir. Muaccel bir borcun borçlusu ancak alacaklının ihtarı ile temerrüde düşer. Temerrüt gerçekleşmeden asıl alacağa işlemiş faiz yürütülerek takipte bulunulamaz. Mahkemece bu yönün gözetilmemesi doğru olmadığı gibi Borçlar Kanununun 104/son maddesi hükmüne aykırı biçimde “itirazın iptali ve takibin devamına” denilmek suretiyle işlemiş faiz alacağı olduğu belirtilen miktara ayrıca faiz yürütülmesi de yerinde değildir.Karar açıklanan bütün bu nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, hükmün 2. bentte açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 17.09.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.