YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8556
KARAR NO : 2009/10352
KARAR TARİHİ : 05.10.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 08.06.2006 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin men’i, birleşen dava ile temliken tescil, olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen 24.12.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar (birleşen dava davacılar) vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Asıl dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi kal ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.
Karşı davada Türk Medeni Kanununun 724. ve 729. Maddelerine dayanılarak tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat isteminde bulunulmuştur.
Mahkemece asıl davanın kabulüne, davacıların evlerini yaptıkları ve ağaçları diktikleri yıllarda davalı-davacı …’in malik olmadığı, davacıların işgalci durumunda oldukları, bu sebeple Türk Medeni Kanununun 723, 729. maddelerindeki şartların oluşmadığı gerekçesiyle karşı davacıların tazminat istemlerinin reddine karar verilmiştir.
Hüküm karşı davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Türk Medeni Kanununun 684. ve 718. maddeleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzi (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu bu tür taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi Türk Medeni Kanununun 722, 723, 724, 729.maddelerinde özel olarak düzenlemiştir.
Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasına tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve tamamlayıcı parçası niteliğinde yapı yapılması halinde koşullar mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini, mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir.
Malzeme sahibinin Türk medeni Kanununun 724 ve 729.maddelerine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır.
Öncelikli koşul malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır. Öngörülen iyiniyet Türk Medeni Kanununun 3.maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyettir. Bu ise, malzeme sahibinin elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesi veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmasını ya da yapıyı yapmakta, bitkiyi dikmekte haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder. Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. 14.02.1051 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerde durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık olunan malzeme sahibinin tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir.
Diğer bir koşul yapının ve bitkilerin zeminden açıkça daha fazla değer taşıması, yapı ve bitkilerin bulunduğu arazi parçası taşınmazın bır kısmı üzerinde kalıyorsa bu yerin ana taşınmazdan ifrazının mümkün olması gerekir. İfraz mümkünse arsa değeri yalnız bu kısma göre, aksi halde tamamının değerine göre bulunmalıdır. Bazı Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere inşaatın kaldırılmasının arazi ve malzemeye vereceği zarar, kaldırılmasıyla malzeme sahibinin elde edeceği yarardan daha fazla ise inşaatın kaldırılması fahiş bir zarara yol açar.
Ayrıca, iptale konu olacak zemin bedeli arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmeli, önceden ödenen bedel var ise bu miktar ödenecek miktardan mahsup edilmelidir.
Açıklanan koşulları taşıyan yapı, bağ veya bahçe sahibi yasanın kendisine tanıdığı bu kişisel hakkını ancak yapı yapılırken, bitkiler dikilirken taşınmazın maliki kim ise ona ya da külli haleflerine karşı kullanılabilir. Taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiası ile ileri sürülebilir.
Somut olayda, karşı davacılar dava konusu 27001 ada 1 parsel sayılı taşınmazın zilyetliğini davalının akrabası …’den 1990 yılında devraldıklarını, 1994 ve takip eden yıllarda ev yapıp ağaçlandırdıklarını, davalı … oğlu …’ın bunu bildiğini onay verdiğini, iyiniyetli olduklarını ileri sürmektedirler.
Antalya Tapu Sicil Müdürlüğünün dosya içerisindeki 29.06.2006 tarihli yazısı ekinde gönderilen tapu kaydına göre, dava konusu 27001 ada 1 sayılı imar parselinin geldisinin 343 sayılı kadastro parseli olduğu, bu parselin 08.07 1991 tarihinde davacı … oğlu … adına hükmen tescil edilmiş olduğu, 22.05.2001 tarihinde ise imar uygulaması nedeniyle kapatılarak 4027, 4055 ve 4071 sayfadaki imar parsellerine gittiği, 4027 sayfadaki imar parselinin ise dava konusu 27001 ada 1 sayılı parsel olduğu ve 22.05.2001 tarihinde davacı … oğlu … adına tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Dosya içerisindeki tedavüllü tapu kayıtlarına göre, dava konusu 27001 ada 1 sayılı imar parselinin 343 sayılı kadastro parselinden geldiği, Antalya Tapu Sicil Müdürlüğünün 05.07.2007 tarihli cevabi yazısı ekindeki imar krokisine göre de dava konusu 27001 ada 1 sayılı imar parselinin büyük kısmının 343 sayılı kadastro parseli kapsamında kaldığı açıkça anlaşılmasına ve davalıların (karşı davacıların) da aksi yönde yönde bir iddiası bulunmamasına rağmen aynı yazıda dava konusu imar parselinin 99 sayılı kadastro parselinin sınırları içerisinde kaldığı belirtilmiştir. Mahkeme kararının gerekçesinde de bu belirtmeye istinaden “… 27001/1 sayılı parselin geldisi olan 99 no’lu parselin…” “…99 parselin şu anda imarla oluşan … 27001/1 parselin fiilen olduğu yer olduğu…” şeklinde tespitlere yer verilmiştir. Bu şekilde dava konusu 27001 ada 1 sayılı imar parselinin geldisinin 99 sayılı kadastro parseli mi yoksa 343 sayılı kadastro parseli mi olduğu hususunda kuşku yaratılmış, kuşkular giderilmeden hüküm kurulmuştur.
Ayrıca, birleşen davanın davacılarının Türk Medeni Kanununun 724. ve 729. maddeleri gereğince öncelikli tapu iptali ve tescil istemleri hakkında hüküm fıkrasında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmediği görülmüştür.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; 99 ve 343 sayılı kadastro parsellerinin kadastro çapları ve tedavüllü tapu kayıtları ile bu parsellerin imar uygulamasına tabi tutulduğunu gösteren imar cetvellerini getirtmek, kadastro mühendisi ve hukukçu bilirkişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulundan ek rapor alınarak gerekirse taşınmaz üzerinde yeniden keşif yapmak suretiyle dava konusu 27001 ada 1 sayılı imar parselinin hangi kadastro parselinden geldiğini kuşkuya yer bırakılmayacak şekilde belirlemek, durum açıklığı kavuşturulduktan sonra gerek davacının talepleri gerekse davalıların (birleşen davanın davacılarının) Türk Medeni Kanununun 724. ve 729. maddelerine dayalı gerek temliken tescil, gerekse tazminata ilişkin talepleri konusunda yukarıda belirtilen ilkeler de gözetilerek bir karar vermek olmalıdır.
Yazılı şekilde, eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda yazılan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 05.10.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.