YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/977
KARAR NO : 2009/1682
KARAR TARİHİ : 12.02.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.3.2007 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve kal, birleşen davada ise temliken tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; dava ve birleşen davaların kısmen kabulüne dair verilen 16.5.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı …, 666 ada 3 parsel sayılı taşınmaz maliki davalı …’in duvar ve kömürlüğünün 666 ada 2 parsel sayılı taşınmazına tecavüzlü olduğunu ileri sürerek, tecavüzlü kesimin yıkılmak suretiyle elatmanın önlenmesini istemiştir.
Birleşen davada ise …, yapıların iyiniyetle yapıldığını, imar uygulaması nedeniyle tecavüzlü hale geldiğini ileri sürerek Türk Medeni Kanununun 725. maddesi uyarınca temliken tescil istemiştir.
Dava ve birleşen davaların kısmen kabulüne, davalı-davacı …’e ait kömürlüğün 4.1.2008 tarihli krokide … renkle gösterilen 3.90 metrekarelik tecavüzlü kesiminin yıkılmasına, 666 ada 2 parsel sayılı taşınmazın aynı krokide yeşil renkle gösterilen 3,50 metrekarelik kesimin tapusunun iptali ile … adına tesciline karar verilmiştir.
Hükmü, taraflar temyiz etmişlerdir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre davalı–davacı …’in tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiş ve reddi gerekmiştir.
2- Davacı-davalı …’ın temyiz itirazlarına gelince;
Yasal ayrıcalıklar dışında, Türk Medeni Kanununun 684/1 ve 718/2 maddelerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup, madde hükmü;
“Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parçası olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devrini isteyebilir” şeklindedir.
Böylece, muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş bina sahibine aşağıdaki koşulların oluşması halinde ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Bunun için:
1-Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçası yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.
2- Taşkın inşaat, taşkın yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir. Yeni malikler de Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.
3- Bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin iyiniyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli ve 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir.
14.2.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, iyiniyetin ispatı taşkın yapı malikine ait ise de iyiniyet iddia ve savunması def’i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulmalıdır.
Taşkın binanın bulunduğu taşınmaz maliki veya o taşınmazda mülkiyetten başka ayni hak sahibi olup da zarar gören kimselerin, taşınmaza elatıldığını öğrendikleri tarihten itibaren onbeş gün içerisinde itiraz etmeleri, yapı malikinin iyiniyetli sayılması olanağını ortadan kaldırır. İtiraz hiçbir şekle bağlı değildir. Yapının ilerlemesini, zararın büyümesini önlemek için konan bu sürenin başlangıcını objektif olarak saptamak, yapının görünebilir hale gelme tarihinden başlatmak, taşırılan taşınmaz malikinin öğrenmesine engel olan sübjektif (öznel) nedenleri dikkate almamak gerekir. Aksine düşünce bu yöndeki yasa koyucunun amacını ortadan kaldırır. (Sübjektif koşul)
4- Bu tür davalarda üzerinde önemle durulması gereken diğer bir koşul da halin icabından taşkın inşaatın yıkılması gerekip gerekmediğinin saptanmasıdır. Uygulama ve doktrinde “durum ve koşulların haklı kılması” şeklinde ifade edilen bu şarttan inşaatın yıkılması ile inşaat sahibinin uğrayacağı zarar veya yıkılmaması halinde arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybının mukayese edilmesi anlaşılmalıdır. Bu koşulun içinde taşkın yapının bulunduğu arazi parçasının davacı adına tescili için, taşkın kısmın ana taşınmazdan ayrılarak müstakil parsel oluşacak veya ait taşınmazla birleştirilecek şekilde ifrazının mümkün olması da vardır.
5- Zemin bedeli, salt temlik edilecek arsanın bedelini değil gerektiğinde taşınmazın bir kısmını terk etmek zorunda kalan malikin özverisini düşünerek uzman bilirkişilerden dava tarihine göre devredilen arsa bedeli yanında, geride kalan kısmın uğradığı değer kaybı varsa malikin öteki zararları gibi konularda da rapor almak suretiyle Türk Medeni Kanununun 4. Borçlar Kanununun 42. maddeleri uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi önleyecek biçimde en uygun şekilde tayin ve takdir edilerek önceden ödenen bedel var ise mahsup edilmek suretiyle arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmelidir.
Somut olayda : Dosya kapsamından taraflara ait taşınmazın evveliyatının 6781 parsel numarası ile bir bütün olduğu, 8.8.1990 tarihinde yapılan imar uygulaması neticesinde 666 ada 2 ve 3 sayılı imar parsellerinin oluştuğu, imar uygulamasından önce davalı-davacı …’e ait 97.00 metrekareden ibaret tek katlı bir bina bulunduğu, bu binanın inşaat izninin 18.9.1988 tarihinde, yapı kullanma izninin ise 19.6.1991 tarihinde alındığı anlaşılmıştır. Mahallinde yapılan keşif sonucu uzman bilirkişiler dosyaya sundukları gerekçeli raporlarında ise, 666 ada 3 parsel sayılı taşınmazda imar uygulamasından evvel mevcut olan tek katlı binanın üzerine üç normal kat ilave
edildiği ve sonradan yapılan katlardaki çıkmaların davacı-davalı ….’a ait 666 ada 2 parsel sayılı taşınmaza 3.50 metrekare tecavüzlü olduğunu bildirmişlerdir.
Görüldüğü üzere, davalı-davacı …’e ait binanın tecavüzlü olduğu anlaşılan katları imar uygulamasından sonra yapılmış olup, yukarıda açıklandığı üzere olayda sübjektif koşul gerçekleşmemiştir. Bu nedenle, davalı-davacı …’in temliken tescil isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile bu istemin hüküm altına alınması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1.) bentte yazılan nedenlerle davalı-davacı …’in temyiz itirazlarının reddine, (2.) bentte yazılan nedenlerle davacı-davalı …’ın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 12.02.2009 tarihinde oy birliği ile karar verildi.