Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/10011 E. 2010/11730 K. 01.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/10011
KARAR NO : 2010/11730
KARAR TARİHİ : 01.11.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 29.07.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, tescile karar verilmezse alacak istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın davalı … yönünden HUMK’nun 409. maddesi uyarınca müracaata bırakılmasına, diğer davalılar yönünden reddine dair verilen 03.12.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, yüklenicinin temliki işlemine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek ise yükleniciye yapılan temlike karşılık ödenen 89.000 Alman Markının Türk Lirası karşılığının tahsili istemlerine ilişkindir.
Davalı yüklenici, davaya cevap vermemiş, arsa sahipleri ise davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, yüklenici hakkındaki davanın işlemden kaldırılmasına, davayı takip eden arsa sahipleri aleyhine açılan davanın ise reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar temyiz etmiştir.
Yukarıda belirtildiği üzere davadaki istemin dayanağı yüklenicinin yaptığı temlik işlemidir. Bir tanımlama yapmak gerekirse alacağın temliki; alacaklı (yüklenici) ile ondan temlik alan üçüncü kişi (davacı) arasında borçlunun (arsa sahiplerinin) rızasını gerektirmeden yapılabilen ve sadece kazandırıcı bir tasarruf işlemi niteliği taşıyan şekle bağlı bir akittir. Kuşkusuz, yüklenicinin yaptığı temlik işleminin hüküm ve sonuç doğurması temlik işleminin konusu olan alacağın gerçek bir alacak olmasına bağlıdır. Alacağın temlik edildiği üçüncü kişi bu şekilde bir temlik varsa temlik işleminden yararlanarak bu hakkını arsa sahibine karşı da ileri sürebilir hale gelir. Zira, alacağı devralan kişi evvelki alacaklının yerine geçer ve borçludan ifayı istemek gerektiğinde de borçluyu ifaya zorlamak artık onun hakkı olur. Ne var ki; üçüncü kişinin borçluyu (arsa sahibini) hasım göstererek açacağı davada borçlu temlik yapılmamış olsaydı eski alacaklısına (yükleniciye) ne gibi def’ilerde bulunmak hakkına haiz idi ise bu def’ileri yeni alacaklıya (hakkı temellük eden üçüncü kişiye) karşı da ileri sürebilir(BK. m.167). Kısaca bu gibi davalarda üçüncü kişi temlik işleminin varlığını yükleniciye, alacağının kazanıldığını ise arsa sahiplerine karşı ispat etmek zorundadır. O yüzden, denilebilir ki temlik işlemine dayalı davalarda arsa sahipleri ile yüklenici arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır. Davanın arsa sahibi ve yükleniciye karşı açılması ve bunlar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunması sebebiyle yüklenici ve arsa sahiplerinin davadaki varlığı ayrı ayrı düşünülemez. Çekişmenin esası hakkındaki hükmün bunların tamamına karşı kurulması gerekir.
Mahkemece yapılan bu saptama bir yana bırakılarak yüklenici hakkındaki davanın işlemden kaldırılması, diğer davalılar hakkındaki davanın reddi yukarıdan beri yapılan açıklamalara uygun düşmemiştir. Kaldı ki, dosyanın yüklenici yönünden işlemden kaldırılmasına karar verilmesinden sonra 10.12.2009 tarihinde davacı yüklenici hakkındaki davayı da yenilemiştir.
Bütün bunlardan sonra yapılması gereken iş; davacının yenileme talebi de dikkate alınarak her iki davalı yönünden de uyuşmazlığın esası hakkında karar vermek olmalıdır.
Hüküm açıklanan sebeplerle bozulmalıdır.
Kabule göre de; dava yüklenici ile sözleşme yapan muris …’nun mirasçısı … tarafından açılmış olup, karar başlığında davacı olarak görülen …’nun diğer mirasçıları … ve …’nun usulüne uygun olarak açılmış bir dava ile davada yer almaları sağlanmadığından davacı olarak görülmeleri de yerinde değildir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, 01.11.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.