Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/10119 E. 2010/12614 K. 11.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/10119
KARAR NO : 2010/12614
KARAR TARİHİ : 11.11.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 01.04.2009 gününde verilen dilekçe ile kira sözleşmesi temdidinin tapu kaydına şerhi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 13.10.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R
Davacı, 104 ada 34 parsel sayılı taşınmazı maliki olan davalıların miras bırakanından 01.04.1989 tarihinde 20 yıl süre ile kiraladığını ve sözleşmenin tapuya şerh edildiğini, 01.04.1989 tarihli kira sözleşmesinin özel şartlar (B) maddesinde kiracıya 10 yıl temdit hakkı tanındığını, ihtara rağmen davalıların iradi olarak yeni sözleşme yapmadıklarını, 104 ada 34 parsel sayılı taşınmazın kaydının beyanlar hanesinde şirket lehine kira sözleşmesinin 10 yıl süre ile yenilendiğinin gösterilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, talebin Rekabet Kurulunun 2002/2 ve 2003/3 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyet Tebliğine aykırı ve rekabeti sınırlayıcı nitelikte bulunduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece dava kabul edilmiştir.
Hükmü davalılar temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden taraflar arasında kira sözleşmesi dışında ayrıca bayilik sözleşmesi bulunup bulunmadığı anlaşılamamaktadır. Öncelikle bu hususun açıklığa kavuşturulması gerekir. Yapılacak araştırma ve incelemede taraflar arasında ayrıca bir bayilik sözleşmesi düzenlendiği saptandığı takdirde uyuşmazlığın 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun ve bu Kanunun 5. maddesinin tanıdığı yetki ile Rekabet Kurumu tarafından çıkarılan tebliğler çerçevesinde çözümü gerekecektir. Bu bakımdan burada öncelikle “bayilik sözleşmesi” ve “kira sözleşmesi” kavramlarının rekabet hukuku açısından değerlendirilmesi gerekecektir.
Akaryakıt bayilik sözleşmesi, akaryakıt dağıtım şirketi ile bayi arasında akdedilen dağıtım şirketinin akaryakıt ürünleri temin etmeyi, bayiinin de bunları satmayı taahhüt ettiği, rızai ve tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdendir. Kira sözleşmesi ise Borçlar Kanununun 248. maddesinde “kira bir akittir ki kiralayan onunla kiracıya ücret mukabilinde bir şeyin kullanılmasını terk etmeyi iltizam eder” şeklinde tarif edilmiştir.
Rekabetin Korunması Hakkındaki 4054 Sayılı Kanun 13.12.1994 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmış, yasanın 64. maddesi uyarınca Kanunun idari para cezalarına ilişkin 16. maddesi ile 17. maddesi yayımı tarihinden bir yıl sonra, diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunun 1. maddesinde amacı “bu kanunun amacı mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamak” olarak açıklanmıştır. 1.maddenin gerekçesinde yapılan açıklamada ise; “günümüz dünyasındaki gelişmeler göstermiştir ki rekabet bir piyasa ekonomisinde yalnızca kaynakların etkin kullanımını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda rakip malların fiyatlarının düşmesine ve bu pazarda daha büyük paya sahip olmak isteyen teşebbüslerin ürünlerinin kalitelerini artırmalarına ve yeni teknolojilerini üretimde kullanmalarına yol açar. Serbest rekabetçi yapının getirdiği bu dinamizm ülke ekonomisinin sürekli ve dengeli kalkınmasını sağlar. Fiyatların düşüşü ve kalitenin artışı ise toplumun tamamını yani tüketicileri korumak gibi sosyal bir fayda sağlar” denilmiştir.
Yasanın 3. maddesinde yapılan tanıma göre; rekabet mal ve hizmet piyasalarındaki teşebbüsler arasında özgürce ekonomik kararlar verebilmesini sağlayan yarış olarak belirtilmiştir.
Yasanın 4. maddesinde “ Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu eylem ve Kararlar” başlığı altında, belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmaların, uyumlu eylemlerin ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemlerinin hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir. Yasanın 56. maddesinde ise “bu kanunun 4. maddesine aykırı olan her türlü anlaşma ile teşebbüs birlikleri kararı geçersizdir. Bu anlaşmalardan ve kararlardan doğan edimlerin ifası istenemez. Daha önce yerine getirilmiş edimlerin geçersizliği nedeni ile geri istenmesi halinde tarafların iade borcu Borçlar Kanununun 63. ve 64. maddelerine tabidir. Borçlar Kanununun 65. maddesi hükmü bu kanundan doğan ihtilaflara uygulanmaz” hükmü bulunmaktadır.
Aynı Yasanın 5. maddesinde de, Rekabet Kurumunun, maddede belirtilen şartların tamamının varlığı halinde, teşebbüsler arası anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs birlikleri kararlarının 4.madde hükümlerinin uygulanmasından muaf tutulmasına karar verilebileceği hükme bağlanmış ve muafiyetin belirli bir süre için verilebileceği gibi, muafiyet verilmesinin belirli şartların veya belirli yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlanabileceği de öngörülmüştür. Ayrıca, yasanın son fıkrası kurula (Rekabet Kuruluna) 1.fıkrada gösterilen şartların gerçekleşmesi halinde belirli konulardaki anlaşma türlerine bir grup olarak muafiyet tanınmasını sağlayan ve bu bunların şartlarını gösteren tebliğler çıkartabilme yetkisi tanımıştır.
Bu düzenlemeler, dikey anlaşma olarak nitelenen, “ Üretim veya dağıtım zincirinin farklı seviyelerde faaliyet gösteren iki ya da daha fazla teşebbüs arasında belirli mal veya hizmetlerin alımı, satımı veya yeniden satımı amacıyla yapılan anlaşmaların rekabeti engelleyici ve kısıtlayıcı mahiyette olmaları halinde hukuka aykırı olacaklarını, ancak bazı şartların varlığı halinde hukuka aykırılıktan bireysel veya grup olarak muaf tutulabileceklerini ifade etmektedir. Bu konuda Rekabet Kurulunun 14.07.2002 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Dikey Anlaşmalara İlişkin 2002/2 Numaralı Tebliğinın 5. maddesinde alıcıya getirilen rekabet etmeme yükümlülüğünün 5 yıldan uzun olamayacağı belirtilmiştir. Tebliğin konusu olan dikey anlaşmalar, taraflar arasındaki bayilik, intifa hakkı, kira, emanet, kredi ve benzeri sözleşmelerden oluşan hukuki ve iktisadi ilişkilerin bütünüdür. Rekabet Kurulu 2003/3 sayılı tebliğinde ise, dikey anlaşmalarda yer alan muafiyet süresinin (Rekabet etmeme yükümlülüğü süresi) rekabet mevzuatına uygun hale getirilmesi için 18.09.2005 tarihine kadar bir geçiş dönemi öngörmüştür.
Görülüyor ki, Rekabet Kurulunun 2003/3 sayılı tebliğinde muafiyet süresi olarak belirttiği 18.09.2005 tarihinden sonra 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunun 5. maddesine göre 5 yıldan uzun süreli veya belirsiz süreli sözleşmeler hüküm ifade etmeyecektir. Hiç şüphe yok ki Rekabet Kurulunun süresini tebliğ ile sınırlandırdığı bu sözleşmeler sağlayıcı şirket ile bayii arasındaki yukarıda tanımı yapılan “bayilik” sözleşmeleridir.
Danıştay 13. Dairesinin 13.05.2008 tarihli ve 2006/1604-2008/4196 sayılı kararında 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunun 4.maddesi değerlendirilmiş ve “belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemlerinin hukuka aykırı ve yasak olduğu kurala bağlanarak en çok rastlanan rekabeti sınırlayıcı anlaşma örnekleri belirtilmiştir” denildikten sonra “muafiyet” başlıklı 5. maddesinde de “maddede sayılan koşulların tamamının gerçekleşmesi durumunda teşebbüsler arası anlaşma, uyumlu eylem ve birlik kararlarının 4. madde hükümlerinin uygulanmasından muaf tutulmasına karar verilebileceği, kurulun 1.fıkrada gösterilen şartların gerçekleşmesi halinde belirli konulardaki anlaşma türlerine bir grup olarak muafiyet tanınmasını sağlayan ve bunların şartlarını gösteren tebliğler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir” şeklinde görüş bildirmiştir.
Uygulamada genellikle akaryakıt dağıtım şirketleri ile bayiler arasındaki ilişki bayilik sözleşmesi ile birlikte bayiye ait olan ve akaryakıt istasyonunun yapılacağı arazi üzerinde dağıtım şirketi lehine intifa hakkı da tesis edilerek kurulmaktadır. Akaryakıt dağıtım şirketinin bayilik sözleşmesinden başka intifa hakkı tesisini istemesinin iki temel nedeni vardır. Birincisi, dağıtım şirketi akaryakıt istasyonunun donanımını gerçekleştirmekte veya bunun için bayiine kredi sağlamakta ve intifa üzerine teminat amacıyla da intifa hakkı tesis ettirmektir. İkinci neden de, bayileri kendilerine bağımlı kılmak, sözleşme süresince başka bir sağlayıcı şirketin ürünlerinin satılmasını engellemek, sözleşme sona erse de bayinin başka bir sağlayıcı şirket ile anlaşmasını önlemektir. Yine uygulamada görüldüğü üzere intifa sözleşmesi 15 yıl veya daha uzun süre ile kurulmaktadır. Bu durum Danıştay 13. Dairesinin 13.05.2008 tarihli ve 2006/1604 – 2008/4196 sayılı kararında “…sağlayıcı şirketler ile bayiler arasında hukuki ilişkinin temeli işletme sözleşmesi ve kira sözleşmesi olmak üzere iki anlaşmaya dayanmaktadır. Başka bir anlatımla, sağlayıcı şirket öncelikle araziyi, sahibi olan bayiden kiralamakta daha sonra aynı bayiye istasyonun işletmesini vermektedir. İşletme sözleşmesinin ve kira sözleşmesinin bu iki sözleşme arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır. Böylece, şerh edilmiş kira sözleşmeleri bayinin işletme sözleşmelerini feshetmesini önlemekte ve sağlayıcı şirketin yapmış olduğu yatırımları bir tür teminat altına almaktadır. Çünkü bayi, işletme sözleşmesini feshetse dahi sağlayıcı şirket şerh edilmiş kira sözleşmeleri sayesinde kira sözleşmesi süresince kiracının sahip olduğu hakları elinde bulundurabilecek veya başkasına verebilecektir. Bu durumda 2002/2 sayılı tebliğ hükümleri uyarınca belirsiz bir süre için veya 5 yıldan daha uzun bir süre için anlaşma yapılarak bayiine rekabet etmeme yükümlülüğünün getirilmesi anlaşmayı tebliğ dışına çıkarabileceğinden…” şeklinde ifade edilmiştir.
4054 sayılı Kanunla getirilen rekabetin korunmasına ilişkin kurallar kamu düzenine ilişkin olup; bu kanunun yürürlüğünden önce yapılan sözleşmeleri etkileyecek, başka bir deyişle daha önce yapılan sözleşmeler açısından kanunun yürürlüğünden sonraki dönem bakımından kazanılmış hak sağlamayacaktır. Bunun içindir ki bayilik sözleşmesi veya buna bağlı olarak yapılan kredi sözleşmeleri, ekipman sözleşmeleri, uzun süreli kira sözleşmeleri ya da uzun süreli intifa hakkı tanınması gibi şahsi ya da ayni haklara ilişkin sözleşmelere 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun hükümleri veya Kurulun bu konudaki tebliğleri ile müdahale edilebilecektir. Zira kanunun 1. maddesinin gerekçesinde Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunun fiyatların düşüşü ve kalitenin artışı, toplumun tamamının yani tüketicilerin korunması gibi sosyal bir fayda sağlayacağı belirtilmiştir. Bu amaçla da yasanın 5.maddesinin son fıkrasında rekabet kuruluna ilgili düzenlemeleri yapmak üzere tebliğ çıkarma yetkisi tanınmıştır.
Bunların yanından artık gerek Rekabet Kurulu Kararları (05.03.2009 tarihli, 09-09/186-56 ve 09-09/187-57 sayılı kararları), gerekse idari yargı kararlarında (Danıştay 13. Dairesinin 28.06.2010 tarihli 2009/3044-2010/5458 sayılı kararı) uygulamada akaryakıt sektöründe sağlayıcı ile bayii arasında akaryakıt satış ve servis istasyonlarına ilişkin işletme sözleşmesi yapıldığı, dağıtıcının öncelikle mülkiyeti bayilere ait olan yerleri uzun süreler için (15-20 yıl) kiraladığı ve tapuya şerh verdirerek bu hakkını güçlendirdiği, daha sonra kiralamış olduğu yerlerin maliklerine bu yerlerde satış istasyonu işletme hakkı tanıdığı, dolayısıyla dağıtıcı ile bayiler arasındaki hukuki ilişkinin temelini işletme sözleşmesi ve kira sözleşmesi olmak üzere iki ayrı sözleşmenin oluşturduğu, başka bir anlatımla dağıtıcının öncelikle araziyi sahibi olan bayiden uzun süre ile kiraladığı, daha sonra aynı bayiye istasyonun işletmesini verdiği, işletme sözleşmesinin ve kira sözleşmesinin bazı maddelerinin bu iki sözleşme arasındaki ilişkiyi ortaya koyduğu, böylece şerh edilmiş kira sözleşmeleri ile bayinin işletme sözleşmelerini feshetmesinin önlendiği ve dağıtıcı tarafından yapılmış olan yatırımların bir tür teminat altına alındığı, bayi işletme sözleşmesini feshetse bile dağıtıcının şerh edilmiş kira sözleşmeleri veya intifa sözleşmesi sayesinde kira sözleşmesi süresince kiracının sahip olduğu hakları elinde bulundurabildiği ve başkasına verebildiği kabul edilmektedir. Kısaca, dağıtıcı ile bayiler arasında tek bir ilişki iki ayrı sözleşmeye konu edilmekte ise de amacın tek bir sözleşme yapmak olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla istisnalar dışında aslında dağıtıcı ile bayiiler arasındaki hukuki ilişkinin temeli bayilik sözleşmesinden ibarettir. Bu bakımdan bayilik sözleşmesini ayrı, kira sözleşmesi ya da intifa sözleşmesini ayrı olarak düşünmek mümkün değildir. Hal böyle olunca, intifa veya kira sözleşmelerinin akibeti doğrudan doğruya taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin akibetine bağlı kalacak, burada da intifa veya kira sözleşmelerine Rekabet Kurulunun 2003/3 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliğinin 5. maddesinin (a) bendi hükümlerinin uygulanması gerekecektir.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Mahkemece, taraflar arasında bayilik sözleşmesi bulunup bulunmadığı saptanmalı, bayilik sözleşmesi bulunduğu tespit olunursa ve bu sözleşmesi tarafların serbest iradeleri ile 18.09.2010 tarihinde sonrasına uzamamışsa, gerek duyulursa rekabet hukuku konusunda uzman bilirkişi görüşüne de başvurularak 18.09.2005 tarihinden önce yapılmış olan ve süresi 5 yılı aşan sözleşmelerin Rekabet Kurulu tarafından uygulanan “azami hadde indirme” ilkesi gereğince 18.09.2010 tarihine kadar tebliğde yer alan muafiyetten yararlanabileceğinden ve bu tarihten sonra muafiyet koşulları ortadan kalkacağından ve uzun süreli kira sözleşmeleri de bayilik sözleşmelerinden ayrı düşünülemeyeceğinden dava reddolunmalı, yanlar arasında ayrı bir bayilik sözleşmesi yoksa uyuşmazlık şimdiki gibi kira sözleşmesi hükümlerine göre değerlendirilip sonuçlandırılmalıdır.
Bütün bu yönler bir yana bırakılarak uyuşmazlıkta Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun hükümleri bir yana bırakılarak salt kira sözleşmesi hükümlerine göre davanın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hükme bağlanması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 11.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.