Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/10652 E. 2010/11766 K. 01.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/10652
KARAR NO : 2010/11766
KARAR TARİHİ : 01.11.2010

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 09.01.2008 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 17.03.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Kooperatif, 7412, 7413 ve 7414 ada 1 sayılı parseller üzerinde 96 konutluk ve 480 kişinin kullanabileceği kanalizasyon arıtma tesisleri bulunduğunu, davalı sitenin müraacatı üzerine ücreti karşılığı arıtma tesislerine 5 yıl geçerli olmak üzere 30 adet konut ve 150 kişi kapasiteli bağlantı yapılması konusunda 21.04.2006 tarihli sözleşmenin imzalandığını, ancak mevcut tesisin bu bağlantıyı kaldırmadığını ileri sürerek davalı siteyle yapılan sözleşmede esaslı hataya düşüldüğünden arıtma tesislerine bağlanan davalı kanalizasyon tesisinin kal’ine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava kabul edilmiş, davacıya ait arıtma tesisini davalı sitenin sözleşmeyle yaptığı bağlantının kal suretiyle müdahalesinin önlenmesine, davalıya da 30 günlük süre tanınmasına karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki sözleşme hukukunda egemen olan ilke sözleşmeye bağlılık (söze sadakat=ahde vefa) ilkesidir. Ancak, bazen tarafların iradesinin gerçek arzularına uygun düşmediği sözleşmeler yapılmış olabilir. İç iradeyle açıklanan irade arasında bir çelişki meydana gelmişse tarafları o sözleşmeyle bağlı saymak mümkün olmayabilir. Bu durum taraf veya taraflarca isteyerek meydana getirilebileceği gibi istenmeden de ortaya çıkabilir. Hukukumuzda bu tür bozukluklara “irade sakatlığı” denilmektedir. İrade sakatlığı diye adlandırılan bu haller hata, hile ve ikrahtan ibarettir. İrade sakatlığına ilişkin düzenlemeye Borçlar Kanununun 23-31. maddeleri arasında yer verilmiştir.
Somut olayda; hatanın varlığı bildirilmiş ve sözleşmenin hataen yapıldığı ileri sürülmüştür.
Bir tanımlama yapmak gerekirse hata; gerçeğe uymayan bir bilgi veya düşünceye sahip olunması sonucu gerçeği ifade zannı ile hakikate uymayan o bilgi ve düşüncenin açıklanmasıdır. Burada tarafların karşılıklı beyanları birbirine uyduğu halde beyanları ile iç iradeleri arasında istenilmeyerek meydana gelmiş bir uygunsuzluk söz konusudur. Borçlar Kanununun 23. maddesi hükmüne göre de akit yapılırken esaslı bir hataya düçar olan taraf o akit ile bağlı sayılmaz. Ancak, belirtilmelidir ki sözleşme diğer taraf için bağlayıcıdır. Hata yapan tarafın akitle bağlı olmak istemediğini bildiren beyanı da karşı tarafa yöneltilmesi gerekli olan ve yenilik doğuran bir beyandır.
Ne var ki; Borçlar Kanununun 31. maddesine göre hataya dayanan tarafın akti ifa etmeme hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi geri istemeksizin bir seneyi geçirmesi halinde sözleşmeye icazet verildiği kabul edilir ve hataya dayanılarak açtığı dava dinlenemez.
Mahkemece değinilen bu husus üzerinde durulmamış olması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 01.11.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.