Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/10702 E. 2010/12076 K. 04.11.2010 T.
Yayınlanma Tarihi: 11.02.2024 09:21
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/10702
KARAR NO : 2010/12076
KARAR TARİHİ : 04.11.2010
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalılar aleyhine 02.09.2009 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 19.04.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... Yeşilada Bektaş tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, maliki olduğu 11 parsel sayılı taşınmaza davalıların ev yapmak yoluyla elattığını ileri sürerek, elatmanın önlenmesini ve kal istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü, davalı ... temyiz etmiştir.
Dava, elatmanın önlenmesi ve kal istemlerine ilişkindir.
Dava ehliyeti davada taraf olma ehliyetidir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, taraf ehliyetini tanımlamamış, 38. maddesiyle Türk Medeni Kanununa yollamada bulunmakla yetinmiştir. Türk Medeni Kanunu ise, davada taraf olma ehliyetini, medeni haklardan yararlanma ehliyetinin bir parçası saymış 8, 28, 47 ve 48. maddeleriyle bu yönde hükümler getirerek, medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişinin davada taraf olma yeteneğini taşıdığını, her gerçek kişinin sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan itibaren taraf ehliyetini kazanacağını ve yaşadığı sürece taraf ehliyetinin devam edeceğini belirtmiştir.
Öte yandan, Türk Medeni Kanununun 28. maddesinde, gerçek kişinin ölümüyle medeni haklardan yararlanma ehliyeti ve buna bağlı olarak da taraf ehliyetinin sona ereceği belirtilmiştir. Dava tarihinden önce ölüm nedeniyle şahsiyeti son bulan kişinin taraf ehliyetini yitireceği kuşkusuzdur.
Bu itibarla, Gerek Türk Medeni Kanunu gerekse Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, dava açıldığı zaman hayatta bulunan kişiler yönünden düzenleyici hükümler koymuş, ölen kişiler hakkında açılacak davalar yasalarımızda yer almamıştır. Nitekim 04.05.1978 tarihli ve 1978/4-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da dava tarihinden önce ölen kişinin taraf ehliyetini yitireceği, aleyhine dava açılamayacağı, dava tarihinde şahsiyeti sona ermiş kimsenin mirasçılarına halefiyet kuralı uygulanamayacağından davaya dahil edilmek veya dava ıslah edilmek suretiyle davaya devam edilemeyeceği vurgulanmış, bu doğrultudaki içtihatlar kararlılık kazanmıştır.
Somut olayda; davalı ... dava açılmadan önce 17.10.2005 tarihinde ölmüş, yargılama sırasında mirasçısı davaya dahil edilmiştir. Ölü kişi aleyhine dava açılamayacağından davalı ...’nın mirasçısına dahili davalı olarak husumet yöneltilerek ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de, hükme esas alınan bilirkişi raporlarının eki krokide, büyük bir bölümü davalıların paydaş olduğu 12 sayılı parsel içinde bulunan binanın (B) ile işaretli 6,32m2 kısmının davacıya ait 11 parsel sayılı taşınmaza taşkın olduğu görülmektedir. Mahkemece, taşkın kısımların kal’ine karar verilmiştir. Tapu kaydından 12 parsel sayılı taşınmazda davalılar ... ve ... dışındaki kişilerin de malik olup, paylı mülkiyet rejimine tabi olduğu anlaşılmaktadır. Paylı mülkiyet rejimine tabi taşınmazda tüm paydaşlar arasında payları karşılığı kullanımlarına bırakılan kesimleri belirleyen ve geçerliliği tartışılamayacak bağlayıcı bir anlaşma bulunduğu ileri sürülmediği sürece arzın mütemmin cüz’ü olan yapıda da paydaşların tamamı taşınmazdaki payları oranında mülkiyet haklarının bulunduğunun kabulü zorunludur. Bu nedenle, eldeki davada, taşkın yapının sadece davalılar tarafından yapıldığı kanıtlanamadığından 12 sayılı parselin tüm maliklerinin davaya katılımı sağlanarak bir karar verilmesi gerekirken taraf teşkili tam olarak sağlanmadan davanın kabulüne karar verilmesi de doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, 04.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.