Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/11162 E. 2010/13584 K. 07.12.2010 T.
Yayınlanma Tarihi: 11.02.2024 08:13
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11162
KARAR NO : 2010/13584
KARAR TARİHİ : 07.12.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 24.06.2008 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil ve sözleşmenin kısmen iptali istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davacıların tescil isteklerinin kabulüne dair verilen 10.12.2009 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 07.12.2010 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av.... ile karşı taraftan davacılar vekili Av.... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, 22.11.2004 ve 09.11.2004 tarihli “düzenleme şeklinde finansal kiralama sözleşmesi” başlıklı sözleşmelere dayanarak tapu iptali tescil ve ... ile Anadolu Finans Kurumu A.Ş. arasında yapılan satış vaadi sözleşmesinin 9.maddesindeki hükümlerin iptali isteminde bulunmuşlardır.
Davalı ..., davanın tüketici mahkemesinde görülmesi gerektiğini, davacılarla akdi bir ilişkisi olmadığını, mülkiyetin ancak akidi olan ve davanın ihbar edildiği banka tarafından sözleşmedeki koşulların yerine getirilmesi suretiyle istenebileceğini, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, sözleşmenin 9.maddesinin iptaline ilişkin istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına, tescil isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan, davalı ... ile davanın ihbar edildiği banka arasında düzenlenen “Yeşil Vadi Konakları Satış Vaadi Sözleşmesi” başlıklı sözleşme içeriğinden; davalı ...’ın tapuyla malik olduğu, 2831 ada 12 sayılı parsel üzerine İstanbul Büyükşehir Belediyesinin iştirakçisi olarak inşaat yaptığı, bunlardan A-01, 8.kat 25 (28) no’lu bağımsız bölüm ile A-01, 12 kat, 37 (41) no’lu bağımsız bölümü ihbar edilen bankaya teslim etmeyi vaat ettiği anlaşılmaktadır. Davacılar, dava konusu bağımsız bölümleri, davanın ihbar edildiği bankadan “Düzenleme Şeklinde Finansal Kiralama Sözleşmesi” ile bu sözleşmenin 32.maddesinin verdiği yetkiye dayanarak satın aldıklarını belirterek, adlarına tescilini istemişlerdir.
Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle, anılan sözleşmenin tarafı olan davalı ...’ın dava dışı banka ile yaptığı sözleşmedeki sıfatı üzerinde durulması gerekmektedir. Şayet davalı ..., sözleşmeyi hem yüklenici sıfatıyla hem de arsa sahibi sıfatıyla yapmışsa, sözleşme yazılı olarak düzenlendiğinden BK m.162 hükmü gereğince davalıyı bağlar. Yapılacak araştırma ve inceleme sonucu, davalı ...’ın davanın ihbar edildiği banka ile yaptığı sözleşmenin davalıyı bağlayacağı sonucuna ulaşılırsa, bu takdirde davacıların dayandıkları sözleşmelerin niteliğinin de araştırılması gerekmektedir.
Davacıların dayandıkları sözleşmeler; düzenleme şeklinde yapılmış finansal kiralama sözleşmeleridir. Gerçekten, sözleşmelerin 2.maddesinde sözleşmenin konusu “cinsi, özelliği, nitelik ve sayısı ek 2’deki listede gösterilmiş bulunan taşınır malın bu sözleşme, finansal kiralama kanunu ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uyarınca kiracıya sözleşmenin amacına uygun bir tarzda ve özenle kullanılması için finansal kiralanmasıdır” şeklinde açıklanmıştır. Ancak, sözleşmenin 32.maddesinde kiracının sözleşme sonunda malı satın alma seçeneği bulunduğu hükmüne yer verilmiştir. 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununun 2.maddesine göre bu tür sözleşmeler “kiralayananın talebi ve seçimi üzerine üçüncü kişiden satın aldığı veya başka bir surette temin ettiği bir malın zilyetliğini, her türlü faydayı sağlamak üzere ve belli bir süre feshedilmemek şartı ile kira bedeli karşılığında, kiracıya bırakılmasına öngören” sözleşmelerdendir. Alacağın temliki ise, alacaklı ile onu devralan üçüncü kişi arasında borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen ve sadece kazandırıcı bir tasarruf işlemi niteliği taşıyan şekle bağlı bir akittir. Yukarıda vurgulandığı biçimde, davalı ...’ın sıfatı açıklığa kavuşturulduktan, başka bir deyişle davanın ihbar edildiği bankaya yüklenici sıfatıyla temlik işlemi yapıp yapmadığı saptandıktan sonra, şayet orta yerde temlik işlemi varsa bu defa davacıların dayandıkları “düzenleme şeklinde finansal kiralama sözleşmesiyle” yapılan bu temlikten yararlanıp yararlanamayacaklarının araştırılması gerekir. Yapılacak inceleme ve araştırma sonucu, davacıların dayandıkları sözleşmenin bir temlik sözleşmesi olduğu sonucuna ulaşılırsa, bu takdirde davanın 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında kalıp kalmadığı, başka bir anlatımla görev hususu üzerinde durulmalıdır.
Mahkemece, davada sözü edilen sözleşmelerin niteliği, sözleşmedeki tarafların sıfatları, davacıların bankayla olan finansal kiralama sözleşmesinin kendilerine hak sağlayıp sağlamayacakları ve bu arada görev hususu irdelenmeden davanın yazılı bazı gerekçelerle kabulü doğru olmamış, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 825,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 07.12.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.