Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/11310 E. 2010/12785 K. 23.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11310
KARAR NO : 2010/12785
KARAR TARİHİ : 23.11.2010

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 27.07.2009 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 24.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, haricen düzenlenmiş 11.08.2006 günlü “Sözleşme” başlıklı sulh aktine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalı, 21.10.2009 günlü duruşma tutanağına geçirilen beyanında sözleşmenin doğru olduğunu, sözleşmede belirtilen miktarda davacıya yer vermeye hazır bulunduğunu beyan etmiştir.
Mahkemece dava kabul edilmiş, bilirkişinin 16.12.2009 tarihli krokisinde B1 harfi ile işaretlediği kırmızı renkle gösterilen yerin davalı tapusundan iptali ile ifrazen davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Yukarıda belirtildiği üzere taraflar arasındaki 11.08.2006 tarihli sözleşmenin içeriği ve imzalarında bir uyuşmazlık yoktur. Bu sözleşmede davalı mülkiyeti kendisine ait 133 ada 17 sayılı parselden 1000 m2’lik bir bölümün mülkiyetini davacıya geçirmeyi taahhüt etmiştir. Sözleşmenin ifasının imar mevzuatını ilgilendirdiği açıktır. İmar mevzuatı kamu düzenine ilişkin hükümleri içerdiğinden tarafların dava konusu üzerinde serbest tasarruf yetkileri yoktur. Dolayısıyla davalı tarafından davanın kabulü HUMK’nun 95/II maddesi uyarınca sonuç doğurmaz. Diğer taraftan 11.08.2006 tarihli sözleşmede 17 sayılı parselden 1000 m2’lik bir bölümün davacı adına tescili taahhüt edilmiş olmakla birlikte bu bölümün toplamı 12.945 m2 olan taşınmazın neresine isabet edeceği taşınmazın çapı üzerinde m2 olarak işaretlenip sözleşmeye eklenmemiştir. Davada dayanak yapılan sözleşme konusu bu haliyle muayyen değildir. Bütün sözleşmelerde sözleşme konusunun belirli olması unsuru sözleşmenin geçerliliğine etken olan temel unsurlardan olduğundan sözleşmenin ifa olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla davacı, ademi ifası sebebiyle Borçlar Kanununun 96. maddesine dayanarak davalıdan tazminat isteminde bulunabilirse de 11.08.2006 tarihli sözleşmeye dayanarak mülkiyeti aktarımı talep edemez.
Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
Kabule göre de; köy yolunda olduğu anlaşılan 17 sayılı parselin ifrazına olanak bulunup bulunmadığının bildirecek mercii İl Bayındırlık Müdürlüğü’dür. Mahkemece ifraz olanağı bulunup bulunmadığı buradan sorulmamış, bilirkişi görüşü ile yetinilmiştir. Bu konuda eksik inceleme ve araştırmayla hüküm tesisi de doğru değildir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 23.11.2010 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Davacı ve davalı kardeştir. Dava konusu taşınmaz, tarafların babaları dava dışı … ’a ait iken …, kadastrodan önce … Köyü, … mevkiindeki 11.440 m2 “Ev ve değirmen ve bahçe” vasıflı bu taşınmazı davalı oğlu …’a satarak tapudan devretmiş, kadastro çalışmaları sırasında 133 ada 17 parsel sayılı taşınmaz 27.03.1989 tarih, Sıra 165, Cilt 103, Sahife 68 no ile Davalı … adına oluşan tapu kaydına istinaden 22.11.2005 tarihinde … ’ın ikinci eşi …’den olma oğlu … adına tespit edilmiştir.
Davacı … kardeşlerinin köyde bulunması, kendisinin ise Ankara’da ikamet etmesi nedeniyle kardeşlerinin 90 yaşındaki (10.03.1921 doğumlu) babalarını kandırarak 9 kardeş oldukları halde babalarının gayrimenkullerini 3 kardeş adına tespit ettirdiklerini belirterek dava konusu taşınmaz ile birlikte dava dışı üç ayrı taşınmazın kadastro tespitine itirazda bulunmuştur.
Kadastro mahkemesinde görülen davada; davalı …, dava konusu taşınmazı 1989 yılında babasından tapudan satın aldığını savunarak davanın reddini istemiş ise de yargılama sırasında davacıya çekişmeli taşınmazdan bir kısım yer vermeyi kabul etmeleri üzerine taraflar anlaşarak, Davacı …’ın Kadastro Mahkemesinde açtığı davadan feragat etmesi karşılığında Davalı …’ın adına kayıtlı 133 ada 17 parsel sayılı taşınmazdan davacıya “bir ev yapmak için toprak verilecektir. Bu sözleşme ile verilecek taşınmaz bir dönüm olacaktır” şeklinde haricen 11.08. 2006 tarihli bir sulh sözleşmesi düzenlemişlerdir. Davacı da Kadastro Mahkemesine vermiş olduğu 11.08. 2006 tarihli dilekçesi ile davasından feragat etmiş, mahkemece feragat nedeniyle davanın reddine, dava konusu 133 ada 76 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi davalı Münir Yılmaz adına tesciline karar verilmiş, 22.03.2007 tarihinde karar kesinleşmiştir.
Davacı 11.08.2006 tarihli sulh anlaşmasına dayanarak açmış olduğu bu davada dava konusu taşınmazdan 1000 m2 kısmın tapu kaydının iptali ile adına tescilini, olmazsa bedeli 5000 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahallinde keşif yapılarak mahkemece 1000 m2 lik ev yeri üç alternatifli olarak tespit edilmiş, keşiften sonraki duruşmalara katılmaması üzerine davacıya bu yerlerden hangisinin davacıya verilmesi gerektiğine dair beyanda bulunması için kroki de eklenmek suretiyle tercihini bildirmesi aksi halde seçme hakkının davacı tarafa verileceği ihtar edilmek suretiyle tebligat yapılmış, davalı buna rağmen duruşmaya gelmediği gibi belirtilen hususlarla ilgili olarak herhangi bir beyanda da bulunmamıştır. Bunun üzerine mahkemece, davacının talebinin kabulüne karar verilmiştir.
Davalının hükmü temyizi üzerine karar Dairemizin çoğunluğunca yukarıdaki gerekçe ile bozulmuştur.
Dairemizin çoğunluğu ile aramızdaki uyuşmazlık; 11.08.2006 tarihli sözleşme ile 17 sayılı parselden davacı adına ifrazen tescili kabul ve taahhüt edilen 1000 m2’lik bölümün belirlenebilir olup olmadığı, dolayısıyla sulh sözleşmesinin ifa olanağının bulunup bulunmadığına ilişkindir. Daire çoğunluğu ifrazen tescili istenen bu bölümün yüzölçümü 12.945 m2 olan taşınmazın neresine isabet edeceğinin taşınmazın çapı üzerinde m2 olarak işaretlenmek suretiyle belirlenerek sözleşmeye eklenmediğinden dayanılan sözleşmenin konusunun belirli olmadığı bu nedenle de sözleşmenin ifa olanağı bulunmadığı, davacının tescil isteyemeyeceği görüşündedir.
Ancak, mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporu ve ekindeki krokilere göre; gerek yol durumları, gerekse ev ve değirmen dikkate alındığında taşınmazın sadece güney kısmındaki yola cepheli olarak bölünebileceği belirtilmektedir. Her ne kadar krokilerde üç ayrı alternatif belirlenmiş ise de (B1) ile gösterilen krokide yola olan cephe 34.38 metre iken, (A1) ile gösterilen krokide 34.38+ 7.79 metre, (C1)ile gösterilen krokide ise 38.39+7.79+9.29 metre olarak gösterilmiş olup, sonuç olarak her üç alternatifte belirlenen yer aynı yerdir. Yani, taşınmazın başka bir yerinden yola cepheli olarak 1000 m2 ev yeri vasfında bir arsanın ifrazı mümkün olmayıp, sadece güney sınırındaki yola cepheli olarak bölünebileceği tespit edilmiştir. Bu durumda davacıya sunulabilecek başkaca bir alternatif kalmadığından Daire çoğunluğunun “dayanılan sözleşmenin konusunun belirli olmadığı bu nedenle de sözleşmenin ifa olanağı bulunmadığı” şeklindeki kabulüne katılmak mümkün değildir.
Mahkemenin kararı bu itibarla yerindedir.
Dayanılan sözleşmenin konusu belirlenebilir olduğundan ve sözleşmenin ifa olanağı da bulunduğundan, buradan hareketle; sonraki aşamada çekişmeli yerin imar mevzuatına göre ifrazının da mümkün olup olmadığı ayrıca araştırılmalı, davacının gerek tescil talebi gerekse ikinci kademedeki tazminat talebiyle ilgili olarak sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Kararın bu gerekçe ile bozulması gerekirken “dayanılan sözleşmenin konusunun belirli olmadığı bu nedenle de sözleşmenin ifa olanağı bulunmadığı” gerekçesiyle bozulması isabetli değildir.
Açıklanan nedenlerle Sayın Daire çoğunluğunun bozma gerekçesine katılmıyorum.