Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/11357 E. 2010/12799 K. 23.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11357
KARAR NO : 2010/12799
KARAR TARİHİ : 23.11.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 26.05.2009 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 07.04.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesine dayalı zorunlu geçit tesisi istemine ilişkindir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, bilirkişilerin 25.06.2009 tarihli krokilerinde … ve pembe ile gösterilen yerden davacının 32 sayılı parseli yararına geçit hakkı kurulmuştur.
Hükmü, davalı 27 sayılı parsel maliki temyiz etmiştir.
Dosya içerisindeki krokiden 32 sayılı parselin mutlak geçit ihtiyacı içinde bulunduğu görülmektedir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır. Denilebilir ki, geçit hakkı davalarında davacının dava konusu üzerinde mutlak bir tasarruf yetkisi yoktur. Uygun geçit güzergahının yukarıdaki verilere göre hakim tarafından fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkate alınarak saptanması gerekir.
Somut olaya gelince; dava konusu yapılan 26 ve 27 sayılı parsellerin yüzölçümlerinin 39 sayılı parsele göre daha küçük oldukları, bu parsel üzerinden davacının 32 sayılı parseline geçit verilmesi halinde ekonomik olarak 39 sayılı parsele nazaran daha fazla zarar göreceği anlaşılmaktadır. O yüzden geçit yerinin 39 sayılı parselin üzerinden aranması fedakarlığın denkleştirilmesi prensibine daha uygun düşer.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; usul hukukunda bir kimse davaya dahil edilerek taraf durumuna alamayacağından 39 sayılı parselin malikleri aleyhine dava açmak üzere davacıya uygun bir süre verilmeli, dava açıldığı takdirde dava dosyası eldeki dava dosyası ile birleştirilmeli, 39 sayılı parselin malikleri davada yöntemince taraf olduktan sonra yerinde yeniden keşif yapılarak geçit alternatifi bu parsel üzerinden aranıp bütün bunların sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır.
Değinilen yönün gözardı edilmesi suretiyle eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 23.11.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.