Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/11560 E. 2010/12993 K. 25.11.2010 T.
Yayınlanma Tarihi: 11.02.2024 01:37
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11560
KARAR NO : 2010/12993
KARAR TARİHİ : 25.11.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 12.12.2003 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 15.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 20.2.2002 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemi ile açılmıştır.
Davalı Hazine taşınmazın adına kayıtlı olduğunu, mülkiyetin diğer davalı ...’ya geçirilmediğini, onun yaptığı satış işlemine değer tanınmayacağını, davalı ... ise satış vaadi sözleşmesinin dayanağı olan vekaletnamenin hile ile alındığını, kendisinin satış iradesi olmadığını, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece dava kabul edilmiştir.
Hükmü davalı Hazine ve ... temyiz etmiştir.
Kaynağını Borçlar Kanununun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanununun 213. maddesi ile Türk Medeni Kanununun 706. ve Noterlik Kanununun 89. maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanununun 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinde “vaat alacaklısı” ilerde taşınmaz mülkiyeti kendisine devredilecek olan gerçek, tüzel kişi veya kişilerdir. Vaat borçlusu ise taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinde ileride yapılacak asıl sözleşme ile sözleşme konusu taşınmazın zilyetlik ve mülkiyetini “vaat alacaklısına” devredecek olan gerçek veya tüzel kişi yada kişilerdir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri aslında mülkiyeti doğrudan vaat alacaklısına geçirilen sözleşmelerden değildir. Bu sözleşme vaat borçlusuna yukarıda belirtildiği üzere ileri de asıl akti (satım aktini) yükleyen bir ön sözleşmedir. Bu özelliğinden dolayı da satış vaadinde bulunan tarafın sözleşmenin yapıldığı tarihte taşınmazın malik olması gerekmez. Önemli olan davanın açıldığı tarihte sözleşme konusu taşınmaza malik olmasıdır. Aksi takdirde sözleşmenin ifa olanağından bahsedilemez. Bu gibi durumlarda da vaat alacaklısı taşınmaz mülkiyetini talep edemeyeceğinden ancak Borçlar Kanununun 96.maddesine dayanarak sözleşmenin ademi ifasından kaynaklanan zararlarını tazminat olarak isteyebilir.
Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerine ilişkin bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Çekişme konusu yapılan 259 m2 yüzölçümündeki 379 ada 9 parsel tapuda davalılardan Hazine adına kayıtlıdır. Taşınmazın mülkiyeti hiçbir zaman diğer davalı ...’ya geçmemiş, taşınmaz tarihsiz teslim tutanağı ile bu davalıya bırakılmıştır. “Konut Teslim Tutanağı” başlıklı bu belge davalı ...’ya mülkiyet hakkı vermez. Bu davalı ancak Türk Medeni Kanununun 794.maddesi hükmü gereğince taşınmazdan yararlanabilir. Taşınmazda sadece yararlanma hakkı bulunan kişinin satış vaadinde bulunması davacıya mülkiyet hakkını talep yetkisi vermeyeceğinden davada dayanılan 20.2.2002 tarihli satış vaadi sözleşmesinin ifa olanağı yoktur.
Mahkemece yapılan bu saptamalar bir yana bırakılarak ve somut olaya emsal teşkil etmeyecek Yargıtay kararlarından söz edilerek davanın yazılı olduğu şekilde kabulü doğru olmamıştır.
Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatıranlara geri verilmesine, 25.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.