Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/11912 E. 2010/13801 K. 10.12.2010 T.
Yayınlanma Tarihi: 11.02.2024 08:27
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11912
KARAR NO : 2010/13801
KARAR TARİHİ : 10.12.2010
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 16.12.2008 gününde verilen dilekçe ile temliken tescil, bu istem kabul edilmediği takdirde irtifak hakkı tesisi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 13.10.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 22 parsel sayılı taşınmazında ruhsatlı bina yaptığını, ancak davalıya ait 23 parsel sayılı taşınmaza 3.62 m2'lik elatmasının bulunduğu iddiasıyla aleyhine elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası açıldığını, kendisinin gerekli özeni gösterdiğini ve iyiniyetli olduğunu ileri sürerek temliken tescil, bu istem kabul edilmediği takdirde irtifak hakkı tesis edilmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuş, mahkemece davacının gerekli özeni göstermediği ve bu nedenle iyiniyetli olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı temyiz etmiştir.
Dava, taşkın inşaat nedeniyle temliken tescil isteğine ilişkindir.
Bilindiği gibi, yasal ayrıcalıklar dışında, Türk Medeni Kanunu m. 684/1 ve 718/2 hükümlerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup, anılan hüküm;
"Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parçası olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devrini isteyebilir" şeklindedir.
Böylece, muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş bina sahibine aşağıdaki koşulların oluşması halinde ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Bunun için:
1-Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçası yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.
2-Taşkın inşaat, taşkın yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir. Yeni malikler de Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.
3-Bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin iyiniyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 05.07.1944 tarihli ve 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir.
14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, iyiniyetin ispatı taşkın yapı malikine ait ise de iyiniyet iddia ve savunması def'i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulmalıdır.
Taşkın binanın bulunduğu taşınmaz maliki veya o taşınmazda mülkiyetten başka ayni hak sahibi olup da zarar gören kimselerin, taşınmaza elatıldığını öğrendikleri tarihten itibaren onbeş gün içerisinde itiraz etmeleri, yapı malikinin iyiniyetli sayılması olanağını ortadan kaldırır. İtiraz hiçbir şekle bağlı değildir. Yapının ilerlemesini, zararın büyümesini önlemek için konan bu sürenin başlangıcını objektif olarak saptamak, yapının görünebilir hale gelme tarihinden başlatmak, taşırılan taşınmaz malikinin öğrenmesine engel olan sübjektif (öznel) nedenleri dikkate almamak gerekir. Aksine düşünce bu yöndeki yasa koyucunun amacını ortadan kaldırır(Sübjektif koşul).
4-Bu tür davalarda üzerinde önemle durulması gereken diğer bir koşul da halin icabından taşkın inşaatın yıkılması gerekip gerekmediğinin saptanmasıdır. Uygulama ve doktrinde “durum ve koşulların haklı kılması” şeklinde ifade edilen bu şarttan inşaatın yıkılması ile inşaat sahibinin uğrayacağı zarar veya yıkılmaması halinde arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybının mukayese edilmesi anlaşılmalıdır. Değer kaybı, sadece taşılan arazinin değerinden ibaret değildir. Bu değerin içinde arazi sahibinin taşılan kısım dışında kalan arazisinin uğrayacağı değer kaybı da vardır. Arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybı uzman bilirkişilerden rapor alınmak suretiyle Türk Medeni Kanununun 4., Borçlar Kanununun 42. maddesi uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi önleyecek biçimde en uygun şekilde tespit ve takdir edilmeli, önceden ödenen bedel var ise mahsup edilmek suretiyle arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmelidir.
5-Aranacak diğer bir koşulda taşkın kısmın ana taşınmazdan ayrılarak müstakil parsel oluşturacak şekilde veya ait olduğu taşınmazla birleştirilerek ifrazen tescilinin mümkün olması koşuludur.
Somut olayda; davacı kendisine ait 22 parsel sayılı taşınmaz üzerine 1990 yılında bina inşaa ederken davalı taşınmazına batı yönünde 5 cm., doğu yönünde ise 46 cm. toplam 3.62 m2'lik taşkınlık oluştuğu sabittir. Bu husus taraflar arasında görülen Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/35 - 351 sayılı kararı ile de sabittir. Mahkemece yapılan keşifte de bu olgu saptanmıştır. Davacı binasını inşaa ederken belediyeden inşaat ruhsatı aldığını ve bu ruhsat doğrultusunda binayı yaptığını iddia etmektedir. Ancak, dosya içerisinde inşaat ruhsatına ilişkin belgeler bulunmadığı gibi bu ruhsat zeminde de uygulanmamıştır.
Yukarıda da açıklandığı gibi, taşkın inşaat nedeniyle temliken tescil isteğinin kabul edilmesinin ilk ve en önemli koşulu inşaat yapılırken iyiniyetli olmaktır. Diğer bir ifade ile kendisinden beklenen özeni göstermiş bulunmasıdır. Davacı da inşaatı yaparken gerekli resmi mercilere başvurduğunu, ruhsatını aldığını ileri sürmektedir. Gerçekten de, belediyenin fen elemanlarına gerekli ölçümleri yaptırarak ruhsat almış ve ruhsatlı yere yine gerekli ölçümleri yaptırarak binasını inşaa etmiş ise gerekli özeni gösterdiğinin kabulü gerekir. Taşkınlıkta 5 cm. 46 cm. gibi düşük miktarlarla ifade edildiğine, bu taşkınlığın davalı tarafından da 10 yılı aşkın bir süre sonra farkedilmiş olmasına göre davacının iddiasının üzerinde önemle durmak gerekir. Bunun için mahkemece öncelikle ruhsat ve projesinin getirtilmesi, taşınmaz başında uygulanması ve davacının gerekli özeni gösterip göstermediğinin araştırılması, davacının bu doğrultuda iyiniyetli olduğunun saptanması halinde taşkın kısmın ifrazının ve davacı taşınmazına eklenmesinin olanaklı olup olmadığının ilgili mercilerden sorularak, bu olanak da var ise bedeli depo ettirilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekir. Açıklanan tüm bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ve araştırma ile sonuca gidilmesi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 10.12.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.