YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/12316
KARAR NO : 2010/14780
KARAR TARİHİ : 27.12.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 20.02.2009 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 10.03.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi müdahil vekili ve davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalı, satış bedelinin kendisine ödenmediğini, aslında sözleşmenin borç alınan paranın teminatı olmak üzere yapıldığını, davanın reddini savunmuştur.
Davaya müdahil olarak katılan pay maliki, şuf’a hakkı kullandığını, taşınmazın kullandığı bu hak sebebiyle adına tescilini talep etmiştir.
Mahkemece, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemi hüküm altına alınmış, müdahale talebi ise şuf’a bedeli depo edilmediğinden bahisle reddedilmiştir.
Hükmü, davalı … ile müdahil … temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 732.maddesi hükmüne göre, paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmazdaki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması halinde, diğer paydaşların ön alım (şuf’a) hakkını kullanmaları mümkündür. Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri ise kaynağını Borçlar Kanununun 22.maddesinden alır. Anılan hüküm uyarınca, taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri bir satım sözleşmesi olmayıp, ileride asıl akti (satım akdini) yapmak amacını güden bir ön akittir. Ön akit gereği, asıl aktin (satım aktinin) yapılmaması durumunda, Türk Medeni Kanununun 716.maddesine dayanılarak mülkiyetin hükmen geçirilmesi hakimden istenebilir. Tapuya şerh verilerek güçlendirilmiş olunsa bile, satış vaadi sözleşmeleri asıl akit (satım akti) olmadığından, satış vaadi sözleşmesinin varlığı ileri sürülerek ön alım (şuf’a) hakkı kullanılamaz.
Mahkemece yapılan bu açıklamalar dikkate alınarak, müdahilin ön alım hakkı iddiasıyla açtığı mülkiyetin hükmen tescili isteminin reddi doğrudur.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre müdahilin bütün, davalı …’ın ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Dosyada yer alan satış vaadi sözleşmesine konu 1315 sayılı parsele ait tapu kayıt örneğinden; davalı …’ın taşınmazda 2750/32644 payı olduğu görülmektedir. 1315 sayılı parsel imar uygulaması sonucu başkaca parsellere ifraz edilmiştir.
Davada dayanılan 14.07.2003 tarihli biçimine uygun düzenlenen sözleşmede ise, satış vaadi alacaklısı davacı …’in aynen “… 1315 sayılı parseldeki 32644 m2’lik gayrimenkuldeki 2750 m2’lik gayrimenkulü bugünkü tarih itibariyle beşyüzmilyon lira bedel mukabilinde almayı vaat ediyorum. Satış bedeli olan beşyüzmilyon liranın satıcı beyanında olduğu gibi kendisine ödeyeceğime …” beyanında bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı, satış vaadi alacaklısının ödemeyi vaat ettiği beşyüzmilyon lirayı ödemediğini savunmuştur. Bu durumda, ödemenin gerçekleştiğini ispat yükü davacı vaat alacaklısına düşer.
Açıklanan bu nedenle öncelikle, davacıya ödemeye ilişkin varsa delilleri sorulup toplanmalı, davacı ödeme iddiasını yöntemince kanıtlayamazsa sözleşmede bedel olarak kararlaştırılan beşyüzmilyon liranın dava tarihindeki güncelleştirilmiş değeri bilirkişi marifetiyle bulunmalı, bulunacak bu bedel Borçlar Kanununun 81.maddesi uyarınca davalı vaat borçlusuna ödenmek üzere davacı vaat alacaklısına depo ettirilmelidir.
Sözleşmedeki davacının beyanı ve bu konudaki davalının savunması gözden kaçırılarak, bedel ödenmişçesine istemin kabulü doğru olmamıştır.
Diğer taraftan, 1315 sayılı parseldeki davalı payı imar uygulaması sonucu başkaca imar parsellerine gitmiştir. Mahkemece, davalı payının gittiği parseller tespit olunarak davanın bu parsellere hasren kabulü gerekirken, HUMK’nun 389.maddesi hilafına infazı olanaksız biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
Öte yandan davalı vaat borçlusu, açılan dava sonucu taşınmazdaki payının kısmen iptal ve başkaları adına tesciline karar verildiğini mahkemeye bildirmiştir. Mahkemece bu husus da araştırılmamış, taşınmazın kesinleşmiş son tapu kaydı getirtilmemiş, bu konuda da eksik inceleme ve araştırmayla yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmuştur.
Karar, açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle müdahilin bütün, davalı …’ın diğer temyiz itirazlarının reddine, hükmün 2.bentte yazılı nedenlerle davalı … yararına BOZULMASINA, peşin yatırlan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 27.12.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.