YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/12329
KARAR NO : 2010/14814
KARAR TARİHİ : 28.12.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 13.01.2005 gününde verilen dilekçe ile kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan muhakeme sonunda; tescil talebinin reddine, tazminat isteminin davalı … yönünden kabulüne dair verilen 13.05.2010 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 21.12.2010 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av……geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, yüklenicinin temliki işlemine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek ise tazminat taleplerine ilişkindir.
Davalı arsa sahibi …, yüklenicinin edimlerini yerine getirmediğini, diğer davalı …, tapuya iyiniyetle malik olduğunu, açılan davanın reddini savunmuştur. Davalı yüklenici …, davacının dayandığı temlik işleminin doğru olduğunu bildirmiştir.
Mahkemece, davacıya yapılan satış biçim koşuluna uygun düşmediğinden, davacının mülkiyet aktarımı istemi reddolunmuş, ikinci kademedeki istek olan tazminat talebi kısmen kabul edilerek 11.687,10 TL’nin davalı yüklenici İmdat’tan tahsiline karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiş, karar Dairemizin 25.06.2009 tarihli ilamıyla ve ilamda yazılı nedenlerle bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, davalılardan …’in iyiniyetle tapu maliki olduğu nedeniyle mülkiyet aktarımı istemi reddolunmuş, davalı yüklenici …’ten 62.807,00 TL tazminatın tahsiline karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Burada özellikle, muvazaa hukuksal nedeni üzerinde durulması gerekecektir. Muvazaanın ne olduğu Borçlar Kanununun 18.maddesinde açıklanmıştır. Bir tanımlama yapmak gerekirse muvazaa, kısaca “iradeyle beyan arasında kasten yaratılmış ayrılıktır.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında ise muvazaa “tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları” şeklinde tarif edilmiştir. Tanımlamadan anlaşılacağı üzere burada, irade açıklamasında bulunan tarafla diğer taraf yani kendisine irade açıklanan taraf, irade açıklamasının hüküm ve sonuç doğurmaması hususunda anlaşmış, yalnız üçüncü kişilere karşı gerçek bir hukuki işlemin var olduğu görünüşü yaratmak istemiştir. Muvazaada görünürdeki işlemin, her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması tarafların ortak iradelerinin bu yolda birleşmemelerinden dolayıdır. Çünkü muvazaada, taraflar görünürdeki işlemin altında muhteva ve sonuçlarıyla gerçekleşmesini arzu ettikleri (gizli sözleşme) işlemini gizlerler. Bir sözleşmenin muvazaalı olarak yapıldığı iddiasını bizzat sözleşmenin tarafları ileri sürebilecekleri gibi ilgili üçüncü kişiler de ileri sürebilir. Muvazaanın ispatı, bu kişilerin durumuna göre değişiklik gösterir. Muvazaa iddiasında bulunan, muvazaalı olduğunu ileri sürdüğü sözleşmenin tarafı ise iddiası senede karşı bir iddia sayılacağından, bunu ancak aynı nitelikte belge ile kanıtlayabilir. Fakat muvazaa iddiasında bulunan, muvazaalı olduğunu ileri sürdüğü sözleşmenin tarafı değil ise, muvazaayı her türlü delille kanıtlayabilir.
Kural belirtildiği şekilde olmakla beraber Türk Medeni Kanununun 3.maddesinde belirtildiği üzere, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz. 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı gibi, vaka ve karinelerden olayda kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacak durumu belirlenen bir kimsenin de kötüniyetinin diğer tarafa ispat ettirilmesi gerekmez.
Muvazaaya ilişkin bu genel açıklamalardan ve muvazaanın ispatıyla ilgili kurallara değinildikten sonra somut olaya gelince;
Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerden; davanın arsa sahibi …’ın diğer davalı kayıt maliki …’e 10.09.1999 tarihinde 193 ada 5 sayılı parselde kat irtifakı kurulan 3, 5, 10, 20, 23 ve 26 numaralı bağımsız bölümleri tapuda sattığı görülmektedir. Tapu kayıtlarına göre, depo niteliğindeki 3 numaralı yer daha sonra arsa sahibinin eşi olan Faris Kızıltan’a, 20 numaralı bağımsız bölüm ise yine davalı … tarafından 05.09.2002 tarihinde davalı …’a satılmıştır. Keza, davalı …’in bu tarihte arsa sahibi Reyhan’dan bu defa 21 numaralı bağımsız bölümü de satın aldığı anlaşılmaktadır. Dosyada bulunan 24.05.2000 tarihli toplantı tutanağında davalı … ve davacı …’ın imzalarının bulunduğu, davalı arsa sahibi Reyhan’ın davacı …’ı çekişme konusu 5 numaralı bağımsız bölümünün maliki olarak kabul ettiği izlenmektedir. Bunların dışında, davacı 5 numaralı bağımsız bölümde ikamet etmektedir. Davalı tapu maliki …’in 10.09.1999 tarihinde diğerleriyle birlikte 5 numaralı bağımsız bölüme malik olduğu halde, davacıdan kira talebinde bulunmadığı gibi, hakkında herhangi bir elatmanın önlenmesi davası açarak hukuki işlemde de bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Yapılan bu saptamalar uyarınca, davalı …’in hukuki durumunun Türk Medeni Kanununun 3.maddesi ve 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı doğrultusunda değerlendirilmesi gerekirken, davacının ayrıca delil vererek davalı …’in kötüniyetini kanıtlamadığından bahisle iyiniyetli olduğunun kabulü doğru değildir.
Mahkemece yapılması gereken iş, davalı …’in kayda kötüniyetle malik olduğunun kabulü suretiyle hükmüne uyulan Dairemizin 25.06.2009 tarihli bozma ilamında belirtilen diğer hususları araştırmak, isteği bunun sonucuna uygun hükme bağlamak olmalıdır.
Eksik inceleme ve araştırma ile delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucu davacının mülkiyet aktarımı istemi reddedildiğinden karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 825,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 28.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.