YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/12863
KARAR NO : 2010/14012
KARAR TARİHİ : 14.12.2010
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 06.04.2009 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 19.02.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, çaplı taşınmaza vaki elatmanın kal suretiyle önlenmesi istemine ilişkindir.
Davalılar, taşınmaz kaydında lehine muhdesat şerhi bulunduğunu davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere, Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde arz malikinden başkasına veya bir paydaşa ait yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz. Muhdesat sahibinin hakkı, sadece şahsi bir haktır (Türk Medeni Kanununun m.722, 724, 729).
Bir kişi lehine muhdesadın tespitine ve bunun kütüğün beyanlar hanesine yazılmasına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19/II. maddesi imkan sağlamaktadır. Gerçekten, anılan hüküm uyarınca “Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlardan birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir.” Bu tür bir hakkın zemin üzerindeki binanın veya ağaçların yok olması gibi bazı nedenlerle ortadan kalkacağı kuşkusuzdur. Diğer taraftan, Türk Medeni Kanununun 1012. maddesi hükmü gereğince de, kaydın terkini kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlı olarak yapılabilir. Türk Medeni Kanununun 1026.maddesi uyarınca terkin işlemi yapacak mercii ise ilgili Tapu Sicil Müdürlüğüdür.
Ne var ki, bu tür bir belirtme Türk Medeni Kanununun 684.maddesine sınırlama getirerek muhdesat konusu ile arazinin bütünleşmesine engel olacağından, arazi sahibinin mülkiyet hakkını ileri sürerek ve muhdesat bedelini hak sahibine ödemesi suretiyle mahkemeden terkin talebinde bulunması olanaklıdır.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş, mahallinde keşif yapılarak bilirkişilere belirtme konusu hakkın dava tarihindeki rayiç bedelini hesaplattırmak, bulunacak bu bedeli davacıya depo ettirmek, davacı tarafından bedel depo edildiği takdirde tapu sicilinde davalılar lehine yapılan belirtmeyi terkin ederek davayı bu şekilde kabul etmek, aksi halde davanın reddine karar vermek olmalıdır. Mahkemece bu husus gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bu sebeple hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 14.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.