Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/12922 E. 2010/14022 K. 14.12.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/12922
KARAR NO : 2010/14022
KARAR TARİHİ : 14.12.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 10.09.2008 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 16.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R
Dava, miras payı devir sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalı, sözleşmede kararlaştırılan bedelin ödenmediğini, davacı ile fesih konusunda anlaştıklarını, bedele karşılık keşidecisi davacı olan senetleri davacıya iade ettiğini, davacının da hem senetleri hem de sözleşmeyi yırttığını, böylelikle sözleşmenin bozulduğunu, buna rağmen tapu iptali ve tescil davası açıldığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı tarafından ödenmediği saptanan 9.000,00 TL devir bedeli depo ettirilmiş, bu bedelin davalıya ödenmesi koşuluyla dava kabul edilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Gerçekten, Türk Medeni Kanununun 677.maddesi uyarınca terekenin tamamı veya bir kısmına ilişkin miras payının devri konusunda mirasçılar arasında yazılı biçim koşuluna uyularak yapılan sözleşmeler geçerlidir ve taraflarını bağlar. Dolayısıyla, halen tarafların ortak mirasbırakanı olduğu anlaşılan … oğlu Musto Telli’nin 5 sayılı parseldeki 60/240 payın devri hususunda tarafların yaptığı sözleşme hüküm ve sonuç doğurur.
Ancak davada davalı, devir bedeli ödenmediğinden sözleşmenin bozulduğunu ileri sürmüştür. Dosyada bulunan İslahiye Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/503 esasında kayıtlı dolandırıcılık, resmi belgeyi bozmak, yok etme veya gizleme eylemlerinden davacı aleyhine açılan kamu davası karar örneğinden, davacının dolandırıcılık ve resmi belgeyi bozma suçlarından cezalandırıldığı görülmektedir. Mahkemece, asliye ceza mahkemesinin kararından sonra ne gibi işlemler yapıldığı, kararın kesinleşip kesinleşmediği hususunun araştırılmadığı anlaşılmaktadır. Borçlar Kanununun 53.maddesi gereğince, hukuk hakimi ceza mahkemesinin beraat kararlarıyla bağlı değilse de, ceza mahkemesinin maddi olguya ilişkin yaptığı saptama hukuk hakimini de bağlayacağından, öncelikle ceza mahkemesi kararının akıbeti araştırılmalı, kesinleşmesi beklendikten sonra savunmada belirtildiği gibi miras payının devri sözleşmesinin feshedilip edilmediği yönü üzerinde durulmalıdır.
Diğer taraftan, mahkemece geçerliliği kabul edilen 21.04.2008 tarihli sözleşmede Musto Telli adına kayıtlı taşınmazın intikali yapıldıktan sonra davalıya ait payın davacı adına devredileceği kararlaştırıldığından ve bu sözleşme, Borçlar Kanununun 149.maddesinde nitelendirilen talikli şarta bağlı bir sözleşme olduğundan, aktin ifasının ancak şartın tahakkuku anından itibaren istenebileceği hususunun gözden kaçırılması da doğru değildir.
Karar, bütün bu nedenlerle bozulmalıdır.
Kabule göre de; HUMK’nun 389.maddesi gereğince, mahkeme kararlarında her iki tarafa yükletilen borç ve hakların açıkça yazılması gerekir. Aksi takdirde taraflar, yeni bazı uyuşmazlık içine düşer ve hükmün infazı olanaksız hale gelir. Mahkemece bu kural bir yana bırakılarak, miras payının devrinde davacıya intikali gereken pay belirlenmeksizin mirasçılık belgesine atıf yapmak suretiyle hüküm tesisi yerinde değildir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 14.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.