Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/13450 E. 2010/14250 K. 17.12.2010 T.

Yayınlanma Tarihi: 11.02.2024 12:55


YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/13450
KARAR NO : 2010/14250
KARAR TARİHİ : 17.12.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 11.02.2010 gününde verilen dilekçe ile intifa hakkının terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 27.05.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 1411 ada 36 parsel sayılı taşınmazdaki 4 no'lu bağımsız bölümü 12.10.2004 tarihinde satın aldığını, satın aldığı tarihte taşınmaz kaydı üzerinde üçüncü kişi lehine herhangi bir hak ya da mükellefiyet bulunmadığı halde 04.05.2005 tarihinde İcra İflas Kanununun 28.maddesi gereği Asliye 4.Hukuk Mahkemesinin 2001/1195 - 2005/96 sayılı ilamının bulunduğu şerhinin düşüldüğünü, bu ilama göre de davalı ... lehine intifa hakkı tesis edildiğini, kararın da kesinleştiğini ileri sürerek kayıttaki şerhin ve intifa hakkının terkinini talep etmiştir.
Davalı ..., intifa hakkının hükmen tesis edildiğini, bu nedenle davanın reddi gerektiğini savunmuş, tapu sicil müdürlüğü ise yargılamaya katılmamıştır.
Mahkemece, intifa hakkının terkin koşullarının oluşmadığı, İcra İflas Kanununun 28.maddesi uyarınca konulan şerhinde yasal bir şerh niteliğinde bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı temyiz etmiştir.
Dava, hükmen tesis edilen intifa hakkının terkini isteğine ilişkindir.
Bilindiği üzere; Türk Medeni Kanununun 794.maddesi gereğince intifa hakkı hak sahibine konusu üzerinde tam yararlanma yetkisi sağlayan, tapu kütüğüne tescil ile kurulan tescil işlemi tamamlanınca da herkese karşı ileri sürülebilen, kişi ile sıkı sıkıya ilişkili haklardandır.
İntifa hakkının sona ermesinin nedenleri Türk Medeni Kanununun 796.maddesinde sıralanmıştır. İntifa hakkı bir süre ile sınırlı olarak kurulmuşsa sürenin dolması veya bu süreden önce intifa hakkı sahibinin hakkından vazgeçmesi, intifa hakkı sahibinin ölümü ya da tüzel kişi ise tüzel kişiliğin sona ermesi, konusu olan şeyin bütünü ile harap olması sebebiyle artık ondan yararlanmanın mümkün bulunmaması durumlarında sona erer.
Kanuni intifa hakları hariç (TMK.m.495 vd.) intifa hakkı tesisi daima bir sözleşmeye dayanır. Taraflarına hak ve borçlar yükleyen bu sözleşmeyle intifa hakkı sahibi ile malik hakkın konusu olan şeydeki yararlanmanın nasıl sürdürüleceğini kararlaştırılabilir. Şayet intifa hakkının tesisine neden olan sözleşmedeki edimler yerine getirilmemiş, intifa hakkının devamı malike yüklediği külfete göre çok az yarar sağlar hale gelmişse veya yarar ortadan kalkmış ise malik bu hususları ileri sürerek hakimden sözleşmeye müdahale edilmesini, intifa hakkının süresinden önce sona erdirilmesini isteyebilir. Kaldı ki, bu gibi durumlarda intifa hakkı sahibinin hakkın sürdürülmesini istemesi hakkın kötüye kullanılmasıdır. Her ne kadar intifa hakkının sona erme sebeplerini sayan Türk Medeni Kanununun 796 vd. maddelerinde eşyaya bağlı irtifak haklarında olduğu gibi şahsi bir irtifak hakkı olan intifa hakkının sona erdirilmesini malikin talep edebileceğine ilişkin (TMK.m.785) bir hüküm yoksa da burada Türk Medeni Kanununun 785. maddesinin kıyasen uygulanması gerekir. Doktrindeki hakim görüş de bu doğrultudadır. (Oğuzman-Seliçi, Eşya Hukuku, İstanbul 2002, s.591 vd).
Yukarıda değinilen intifa hakkının sona erme sebepleri ve bu sebepler söz konusu olmasa dahi hakkın malike yüklediği külfetin ağırlığı nedeniyle sona erdirilmesini isteme olanakları dışında, daha sözleşmenin kuruluşu aşamasındaki irade sakatlıkları, danışıklı işlem iddiası ya da ehliyetsizlik iddiası ile de kayıttaki intifa hakkının terkini istenebilir.
Somut olayda; intifa hakkının hükmen tesisine ilişkin dava dosyası incelendiğinde, dava konusu bağımsız bölüm ile birlikte başka bağımsız bölümlerinde davalı ... adına kayıtlı iken bu bağımsız bölümlerin intifa hakkı kendisinde kalmak üzere .....'e, çocuklarına tapuda devir yapmak üzere vekaletname verdiği, ancak tapuda mülkiyet aktarılırken önceki malik adına intifa hakkı tesis edilmediği, bunun üzerine ... tarafından 7 ve 4 no'lu bağımsız bölümler üzerine intifa hakkı tesis edilmek üzere dava açıldığı ve .... adına kayıtlı bağımsız bölüm için ... lehine intifa hakkı tesis edildiği, kararın 21.09.2006 tarihinde de kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Asliye hukuk mahkemesinde yargılama devam ederken 4 no'lu bağımsız bölüm maliki .....taşınmazı .....'a satmış, davacı ise 12.10.2004 tarihinde taşınmazı satın almıştır. İntifa hakkının tesisi davasında dava nedeni ile taşınmazın tapu kaydına şerh düşülmemiş, bu arada tapu intikal görmüş, bu intikaller mahkemeye yansıtılmadığı için de davacı ve onun taşınmazı satın aldığı ..... bu davada yer almamıştır. Yargılama sonunda İcra İflas Kanununun 28.maddesi uyarınca hüküm Tapu Sicil Müdürlüğüne bildirilmiş, ilamın kesinleşmesi ile birlikte ... taşınmaz üzerinde intifa hakkı sahibi olmuştur.
Yukarıda açıklanan intifa hakkının terkinine ilişkin koşulların hiçbirisinin somut olayda gerçekleşmediği açıktır. Burada davacı kayıt maliki olduktan sonra hükmen tesis edilen intifa hakkının davacıya karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği hususunun tartışılması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla davacının Türk Medeni Kanununun 1023.maddesinin korumasından yararlanıp yararlanmayacağı çerçevesinde somut olay irdelenmelidir. Anılan madde uyarınca kütükteki tescili iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunmaktadır. Davacı taşınmazı satın aldığında intifa hakkının kayıtta olmadığı açıktır. Ayrıca, tapu kütüğünün şerhler sütununda açılan dava nedeniyle konulmuş herhangi bir tedbir kaydına da rastlanmamıştır. İlk defa intifa hakkının tapuya yazılmasına karar verildiğinde ilam tapu siciline bildirilmiş ve 04.05.2005 tarihinde tapuda işlem yapılmıştır. Kısaca söylemek gerekirse, davacı taşınmazı satın alırken taşınmazın intifa hakkı tesisi davasına konu olduğuna dair herhangi bir kayda rastlama olanağı yoktur. Burada sicile güven ilkesinin gerçekleştiği açıktır.
Ancak, davacının intifa hakkı tesisi davası davalısı....., onun taşınmazı sattığı .....ile el ve işbirliği yaparak davalı ...'nın intifa hakkını kullanmasını engellemek amacı ile taşınmazı satın alması da olasılık dahilindedir. Türk Medeni Kanununun 2.maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılması olarak tanımlanan bu durumda da davacının intifa hakkının terkini istemi dinlenemez. Ne var ki, böyle bir el ve işbirliğinin bulunduğu da kanıtlanamamıştır. Sonuç olarak davacının iyiniyetle tapu kaydına güvenerek satın aldığı taşınmazın sonradan hükmen tesis edilen intifa hakkı ile yükümlü kılınması olanaklı değildir. Mahkemenin tüm bu hususları gözeterek davanın kabulüne karar vermesi gerekirken yazılı gerekçelerle usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 17.12.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.