Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/13496 E. 2010/14766 K. 27.12.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/13496
KARAR NO : 2010/14766
KARAR TARİHİ : 27.12.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 25.09.2007 gününde verilen dilekçe ile maden ruhsatlı sahaya müdahalenin men’i ve tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.03.2010 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili, duruşmasız temyizi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 19.10.2010 günü mürafaa icrasından sonra dosyada görülen eksiklik nedeniyle evrak mahalline iade edilmiştir. Anılan eksikliğin giderilmesinden sonra dosya tekrar Dairemize gönderilmiş olmakla, içerisindeki bütün kağıtlar inelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R
Davacı İR 20051600 ruhsat sayılı işletme ruhsatı bulunan sahaya davalının tecavüzde bulunarak üretim yaptığını, haksız elatmanın önlenmesini, davalının sahada yaptığı üretim sebebiyle uğradığı zararı olarak tespit bilirkişilerinin bulduğu 617.304.00 TL’den şimdilik 150.000.00 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı tespit bilirkişi raporunu kabul etmediğini, üretimin kendisinin ruhsatlı sahasında yapıldığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava kısmen kabul edilmiş bilirkişi raporunda D ve E harfleri ile gösterilen ve davacının ruhsat alanında kaldığı saptanan bölümlere davalının elatmasının önlenmesine, yine bilirkişilerin bulduğu 20.221.53 TL davacı zararının dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Hükmü taraflar temyiz etmiştir.
Burada öncelikle arama ruhsatı ve işletme ruhsatı tanımları ve her iki ruhsatın sahibine tanıdığı yetkilerin ne olduğu hususu üzerinde durulması gerekecektir.3213 sayılı Maden Kanununun 5177 sayılı Kanunla değişik 3. maddesindeki ifadeye göre arama ruhsatı, “belirli bir alanda maden arama faaliyetlerinde bulunulabilmesi için verilen yetki belgesidir”. İşletme ruhsatı ise “işletme faaliyetlerinin yürütülebilmesi için verilen yetki belgesi”ni ifade eder. Bu iki aşamadan sonra da işletme ruhsatı sahibine bir madenin işletmeye alınabilmesi için işletme izni verilir. Görülüyor ki, arama ruhsatı sahibi bu ruhsatla bir sahada sadece maden arama yetkisini kazanır. Arama ruhsatı, işletme faaliyetlerini yürütebilme yetkisi tanımadığından davacının zararı işletme ruhsatının verildiği 08.06.2007 tarihinden başlayacaktır. Dolayısıyla bilirkişilerce zarara esas alınan tarihin davacıya arama ruhsatının devredildiği tarih olan 28.12.2006 tarihi olarak kabulü doğru olmamıştır. Kısaca, davalının zararla sorumlu olması gereken tarih 08.06.2007 tarihi ile tespitin yapıldığı 31.07.2007 tarihleri arasıdır. Bunun yanında davalının zararla sorumlu tutulması gereken alan ise bilirkişilerin 16.06.2009 tarihli raporlarında kırmızı renkle gösterdikleri D ve E harfli sahalardır. Bilirkişinin kahverengi renkle ve F harfi ile gösterdiği kısım ise dava dışı Hazineye ait olup, bu alan davacının ruhsatı kapsamı dışında kaldığından zarar hesabına dahil edilemez.
Bilirkişi raporunda D ve E harfleri ile işaretlenen sahadaki malzeme miktarı hesabının nasıl yapılacağı konusuna gelince; hiç kuşkusuz gerçeğe yakın zarar ancak bu alanın topografik durumu ile bütün detayları kapsayan haritaların (plankote) sağlanması ve bunların yerinde keşif yapılarak uygulanması suretiyle mümkündür. O yüzden Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğünden veya başkaca ilgili yerlerden koordinatlar belirtilmek suretiyle plankotelerin istenmesi, daha sonra yerinde uzman bilirkişiler marifetiyle keşif yapılarak haritaların çekişmeli sahaya uygulanması, davalının elde ettiği malzeme miktarının buna göre saptanması gerekir.
Burada ayrıca kar kaybı zararının ne olduğu hususu da açıklanmalıdır. Kar kaybı, kardan mahrum kalma karşılığı meydana gelen zarardır. Somut uyuşmazlıktaki kar kaybı eğer davalı, davacının ruhsatlı sahasına haksız elatmasa idi davacının bu sahayı işletmesi sonucu malvarlığında olması gereken durumu ile eylemli durumu arasındaki maddi değer farkıdır. Mamelekin gelecekteki çoğalması ihtimali kar kaybı zararı hesabında nazara alınır. Davalının sahaya haksız elatması bu çoğalmaya mani olmuştur. Bütün bu nedenlerledir ki bilirkişilerin kar kaybı zararını bulurken maden çıkarma işinin özelliği sebebi ile belli bir zayiat oranını nazara alması, zayiatlı malzemeden elde edilecek gelir varsa bunu kar kaybı zararına ilave etmesi, ayrıca malzemenin çıkarılması için yapılması gereken maliyetleri kar kaybı zararından düşmeleri gerekir.Bütün bu açıklamalardan sonra mahkemece yapılması gereken iş; eksik belgeleri ilgili yerlerden getirtmek, yerlerinde harita ve maden mühendisi bilirkişilerle keşif yapmak, bilirkişilerden yukarıda belirtilen yönteme uygun zarar hesabına ilişkin ayrıntılı, gerekçeli ve Yargıtay denetimine elverişli rapor almak, davayı bunun sonucuna uygun olarak karar bağlamak olmalıdır.
Eksik inceleme, araştırma ve bilirkişilerin yetersiz raporlarıyla istemin yazılı olduğu biçimde hükme bağlanması doğru görülmediğinden karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, 825,00’şer TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin taraflardan karşılıklı olarak alınarak yekdiğerine verilmesine, peşin yatırılan harçların iadesine, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 27.12.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.