Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/13877 E. 2010/14302 K. 20.12.2010 T.
Yayınlanma Tarihi: 11.02.2024 12:41
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/13877
KARAR NO : 2010/14302
KARAR TARİHİ : 20.12.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 05.12.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davalı ... aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... ve dahili davalı ... aleyhine açılan davanın ispat edilememesi nedeni ile reddine dair verilen 26.01.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ... vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davalılardan ... kendisine husumet yöneltilemeyeceğini taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin mülkiyet nakli borcu doğurmadığını, davanın reddini savunmuş, diğer davalı cevap vermemiştir.
Mahkemece, taraflar arasında 11.10.2001 tarihli inanç sözleşmesi düzenlendiği, ancak davacının 28/32 payının 25.6.2001 tarihinde davalı ...’e aktarıldığı, inanç sözleşmesinin geçerli olabilmesi için tapu devrinden önce imzalanması gerektiği, bu nedenle sözleşmenin inanç sözleşmesi olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Somut uyuşmazlıkta davacı kendisine ait binada fırın ve bodrum katına ait hissenin kendisine tekrar döneceği inancı ile 28/32 hissesini davalı ...’e sattığını aralarında bu konuda 11.10.2001 tarihli sözleşme imzaladıklarını ancak ....’in binada fırın ve bodrum katına isabet eden 35/299 hisseyi diğer davalı ...’e kaçırdığını, ...... ile aralarındaki sözleşme ile fırın ve bodruma ait tapunun iptali ile adına tescilini istemektedir.
Tarafların imzasını taşıyan 11.10.2001 tarihli belgede dava konusu taşınmaz üzerindeki binada çiziliş şekline göre giriş ve bodrum kat fırın olarak gösterilmiş, ..... adı yazılmış ödemelerden bahsedilerek tapu üzerindeki hacizlerin kalkması için yapılması gereken ödemenin de ...’den tahsil edileceği, hacizler kalktıktan sonra ...’in fırının tapu masrafı ve doğacak masrafları ödeyip tapuyu alabileceği yazılıdır.
Her ne kadar söz konusu belge tapuda ...... adına yapılan işlem tarihinden sonraki bir tarihte düzenlenmiş olsa da yukarıda açıklandığı üzere 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belgenin yazılı olmasından başka bir şart aranmadığı dolayısıyla inanç sözleşmesinin düzenleme tarihini işlem tarihinden önce veya sonra olmasını sonuca etkili olamayacağı açıktır. (YHGK.14.07.2010 tarih 2010/14-394-395) Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının yorum yolu ile genişletilerek bir taraf aleyhine durum yaratılması İçtihadı Birleştirme Kararı ile amaçlanan sonuca uygun düşmez.
O halde mahkemece, mevcut deliller değerlendirilerek çekişmenin esası incelenerek bir hüküm kurulması gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 20.12.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.