YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/14527
KARAR NO : 2011/948
KARAR TARİHİ : 31.01.2011
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 16.11.2007 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 01.06.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, dava dilekçesiyle; dava konusu … parsel sayılı taşınmazın murisleri babalarından intikal ettiğini, kardeşlerinin hisselerini satış vaadi sözleşmesiyle davalıya sattığını, davalının kendisine düşen pay da dahil olmak üzere taşınmaz üzerine ahır yaparak tamamını kullanmakta olduğunu ileri sürerek müdahalesinin önlenmesini istemiştir.
Davalı ise, elbirliği mülkiyeti maliklerinden … … hissesini satın aldığını iddia ederek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, yapılan ilk yargılama sonunda taşınmazda davalının da hissesi olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacının hükmü temyiz etmesi üzerine karar “… Elbirliği malikleri arasında yapılmış olan satış vaadi sözleşmelerinin ifa olanağı mevcut ise de 11.02.2004 tarihli satış vaadi, elbirliği maliklerinden olmayan davalı …’ya yapıldığından bu sözleşme ancak elbirliği mülkiyetinin sona erdirilmesi halinde hüküm ifade edecektir. Türk Medeni Kanununun 701/2 maddesi gereğince, elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. Elbirliği mülkiyetine konu taşınmazda pay sahibi olan davacı ayni hakka sahip olup, satış vaadi sözleşmelerine dayanan davalı ise aynı taşınmazda ancak kişisel hak iddiasında bulunabileceğinden, davacının ayni
2010/14527 – 2011/948
hakkına üstünlük tanınmak suretiyle davalının elatmasının önlenmesine karar verilmesi gerekir” gerekçesi ile bozulmuştur.
Mahkemece, bozmadan sonra yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Dava konusu taşınmazın tapu kaydının tetkikinde; tamamı miras bırakan … adına kayıtlı iken miras yoluyla intikal nedeniyle davacı … ile kardeşleri … ve … adlarına 22.10.2007 tarihinde tescil edildiği, tapu kaydındaki şerhlerden ise, elbirliği maliklerinden …’ın miras payını 30.06.2000 tarihli satış vaadi sözleşmesiyle diğer iştirakçi kardeşi … ’e satmayı vaat ettiği, … ’in de gerek kendi hissesi gerekse kardeşi …’dan kendisine devredilecek hisseyi 11.02.2004 tarihli satış vaadi sözleşmesiyle iştirak dışı davalıya satmayı vaat ettiklerine ilişkin şerh konulduğu anlaşılmaktadır. Davalının temyiz dilekçesinde ibraz ettiği tapu kayıtları incelendiğinde ise dava konusu taşınmazdaki iştirakin 20.04.2010 tarihinde sona erdiği ve davalının ise 22.04.2010 tarihinde taşınmazda 1/3 hisse satın aldığı ve taşınmazda paydaş olduğu görülmektedir.
Kuşkusuz, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşların payına elatmalarının önlenmesini her zaman isteyebilir. Ancak, o paydaşın taşınmazda payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa elatmanın önlenmesi davası dinlenemez. Yerleşik Yargıtay uygulamasına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorunu elatmanın önlenmesi davasıyla değil kesin sonuç sağlayacak taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözülebilir.
Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile paylarının mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse; kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun resmi taksim yapılana veya ortaklığın giderilmesine kadar “ahde vefa” (söze sadakat) kuralı doğrultusunda korunması gerekir. O yüzden mahkemece açıklanan bu yön üzerinde durulması, başka bir anlatımla taşınmazın tüm paydaşların katıldığı kullanma paylaşımına konu olup olmadığının, tarafların bu konudaki delilleri istenerek açıklığa kavuşturulması gerekir.
2010/14527 – 2011/948
Yapılacak inceleme ve araştırma sonucu dava konusu taşınmazın bütün paydaşlarının katılması suretiyle kullanma taksimine tabi tutulduğu ve bilirkişilerin rapor ve krokilerinde belirledikleri alanın davacıya veya onun murislerine bırakıldığı saptanırsa, davalının taksimen davacıya bırakılan taşınmaza elatması haksız olacağından elatmanın önlenmesi kararı verilmeli, aksi halde payı sebebiyle davalının da taşınmazda yararlanma hakkı olacağından, elatmanın önlenmesi isteği reddolunmalıdır. Mahkemece bu hususlar gözetilmeden eksik inceleme sonucu verilen hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 31.01.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.