YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/15036
KARAR NO : 2011/5555
KARAR TARİHİ : 25.04.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 16.09.2009 gününde verilen dilekçe ile meraya müdahalenin meni, kal ve tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; men’i müdahale ve kal isteminin kabulüne, tazminat isteminin reddine dair verilen 14.09.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin masraf yokluğundan reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı köyler; orman niteliği ile tespit gören 101 ada 3 parsel numaralı taşınmaz hakkında Eflani Kadastro mahkemesinde açılan 2008/2 E. sayılı orman tahdidine itiraz davası sonucu 2009/3 K. ve 03.03.2009 tarihli karar ile taşınmazın mera olarak özel siciline kaydına karar verildiğini, kararın Yargıtay denetiminden geçerek 01.09.2009 tarihinde kesinleştiğini, bu karardan önce davalının almış olduğu orman izinleri ile madencilik faaliyetlerinde bulunmasının, sonradan mera olan dava konusu yerde faaliyetlerinin devamı için haklı neden oluşturmayacağını belirterek, davalı şirketin meraya müdahalesinin menine, mera üzerindeki madencilik faaliyetleri için yapılan yapıların kaline, eski hale getirme bedelinin tazmini ve 50.000 TL maddi ve manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, Maden İşleri Genel Müdürlüğünden alınan İR:7472 sayılı ruhsata istinaden madencilik faaliyetlerinde bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; dava konusu meranın 78.440,48 m2’lik bölümüne davalının yaptığı müdahalenin men’ine, mera üzerindeki yapıların kal’ine, eski hale getirme bedeli ve 50.000 TL tazminat istemlerinin ise reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
21.06.2005 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliğinin “müktesep haklar” başlıklı 18. maddesinde “Kanunun 7 nci maddesinde ve bu Yönetmelikte belirtilen yerlerde yapılan madencilik faaliyetleri ile bu faaliyetlere bağlı tesisler için verilmiş olan izinler, müktesep hak olarak ruhsat hukuku devam ettiği sürece geçerlidir….” denilmektedir. Yine aynı yönetmeliğin “ruhsat alındıktan sonra mera ilanı” başlıklı 46. maddesinde “Genel Müdürlükçe işletme izni verildikten sonra, bu alanın mera ilan edilmesi durumunda, herhangi bir tahsis değişikliği yapılmadan, temdit dahil madencilik faaliyeti yürütülür.” hükmünü taşımaktadır.
3213 sayılı Maden Kanununun 7. maddesinin değiştirilmesine ilişkin, 10.06.2010 tarihli “Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”’nun 3. maddesinin sekizinci paragrafı “Madencilik faaliyeti yapılan alanların, izne tabi alan olmaları halinde, ilgili olduğu kanun hükümlerine göre gerekli izinlerin alınması zorunludur. Ancak, Genel Müdürlükçe işletme ruhsatı verildikten sonra, işletme ruhsat alanının diğer kanunlara göre izne tabi alan haline gelmesi durumunda ilgili kanunların öngördüğü yükümlülüklerin yerine getirilmesi suretiyle kazanılmış haklar korunarak faaliyetler sürdürülür. Diğer kanunlara göre izne tabi alanlar, Genel Müdürlüğün görüşü alınarak belirlenir.” şeklindedir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden; davalıya Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yürürlüğe giriş tarihi 16.10.2003 ve bitim tarihi 16.10.2013 olan, 227,5 hektar alanda İR:7472 simgeli işletme izni verildiği görülmektedir. Davalı da, Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından kendisine verilen işletme ruhsatı ve iznine dayanarak dava konusu alanda madencilik faaliyetlerinde bulunmaktadır. İşletme ruhsatı, geçerliliğini koruduğu sürece ruhsat sahibine maden sahasında işletme faaliyetlerinde bulunma ve yararlanma hakkı verir. Eldeki dava, intifa hakkı sahibi davalının, bu hakka dayanarak dava konusu yerin sonradan mera olması nedeniyle, bu yerde madencilik faaliyetlerinde bulunamayacağı iddiasıyla açılmıştır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, davalı şirketin işletme ruhsatı ve izni Maden İşleri Genel Müdürlüğünce iptal edilmeden mahkemenin idari makamların yerine geçerek madencilik faaliyetlerinin durdurulması ve işletme izninin iptali sonucunu doğuracak şekilde karar vermesi doğru değildir. Davalı şirket, işletme izninden sonra mera alanı haline gelen dava konusu yerdeki madencilik faaliyetlerini, işletme izni yürürlükte bulunduğu süre içinde her zaman, kazanılmış haklar korunarak ve ilgili kanunların öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmek şartıyla sürdürebilir.
Ayrıca işletme izni yürürlükte bulunduğu süre zarfında, idari makamlardan alınması gereken izinler alınamadığı takdirde bu işlemlerin idari yargıda dava konusu yapılması da mümkündür.
Bütün bu açıklamalardan sonra mahkemece yapılması gereken; Maden İşleri Genel Müdürlüğünden davalıya ait işletme ruhsat ve izninin iptal edilip edilmediği sormak, davalının işletme ruhsat ve izni iptal edildi ise şimdiki gibi davanın kabulüne karar vermek, işletme ruhsat ve izni iptal edilmediyse madencilik faaliyetlerinin durdurulması mevzuata göre ancak Maden İşleri Genel Müdürlüğünün yetkisinde olduğundan, davanın reddine karar vermek olmalıdır. Eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 25.04.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.