YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3269
KARAR NO : 2010/4013
KARAR TARİHİ : 08.04.2010
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 13.06.2006 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 28.11.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacılar 1 numaralı bağımsız bölümün kendileri ve dava dışı … adına paylı mülkiyet rejimine tabi olarak tapuda kayıtlı olduğunu, taşınmazda pay ve paydaş çoğunluğunun kendilerinde bulunduğunu, bu yüzden taşınmazı davacı …’e kiraladıklarını, ne var ki davalılar … ve …’in kiralanan taşınmaz üzerinde muaraza çıkardıklarını, davacı …’un kiracı ve kendilerinin kiralama haklarına vaki sataşmasının önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, paylı maliklerden davalı …’in taşınmaza zilyet olduğundan bahisle dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacılar temyiz etmiştir.
04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca hakim bir davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakalar ve netice-i talepleriyle bağlıdır. Dayandıkları kanun maddeleriyle ve onların olayı vasıflamalarıyla bağlı olmayan hakim uyuşmazlığa uygulayacağı kanunları kendiliğinden bulup uygulamakla mükelleftir.
Davada, davacılar 1 numaralı bağımsız bölümün paylı maliki olduklarını, taşınmazı pay ve paydaş çoğunluğu ile diğer davacı Durmuş’a kiraladıklarını ancak davalıların kiralama işlemine karşı muaraza
çıkardıklarını ileri sürmüştür. Davacılardan … kira ilişkisinin varlığını kabul etmektedir.
Dosyada yer alan tapu kaydından dava konusu bağımsız bölümde dava dışı …’nın 36, davacılar …, … ve …’in 16’şar pay sahibi oldukları, bağımsız bölümün paylı mülkiyet olmak üzere tapuda adlarına kayıtlı bulunduğu görülmektedir. Gerçekten, kiraya verilen şey paylı mülkiyete konu ise kiralama tasarruf sayıldığından işlemin pay ve paydaş çokluğu ile gerçekleştirilmesi zorunludur. Bu hususa 27.11.1946 Tarihli ve 28/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da değinilmiş ve “Müşterek mülkün kiraya verilmesi de mühim idari tasarruflardandır. Bunun için kanunda aranılan çift ekseriyete ihtiyaç vardır. Bu itibarla müşterek mülkte paydaş olan birden çok kişilerden birinin kendi payı hakkında gerek yabancı, gerek hissedarlardan birisi ile yapacağı kira akdi taraflar arasında bağlantı vücuda getirmez” denilmiştir.
Türk Medeni Kanunu m. 688’de paylı (müşterek) mülkiyet “birden çok kimsenin maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla malik olmaları” şeklinde ifade edilmiştir. Bu tanıma göre paylı mülkiyetin söz konusu olabilmesi için birden fazla kişinin bir mala paylı malik bulunması ve bu malın malikleri arasında maddi olarak paylaşılmış olunmaması gerekir. Paylı mülkiyette, mülkiyet hakkına sahip birden ziyade kişi olmasına rağmen, eşya üzerinde tek bir mülkiyet hakkı mevcut bulunur. Eşya üzerindeki bu tek mülkiyet hakkı malikler arasında bir paylı mülkiyet birliği meydana getirir. Her paydaş mülkiyet hakkının belli bir payına sahip olur. Paylı mülkiyet rejimine tabi olup sayı ve pay çokluğu ile kiralanan eşya sebebiyle paylı maliklerin her biri kiracıya karşı sorumludur.
Görülüyor ki, paylı mülkiyet rejimine tabi eşyanın kiraya verilmesi paylı mülkiyetin yarısından fazlasına sahip olan ve sayı itibarıyla çokluk teşkil eden paydaşlar tarafından birlikte yapılabilir. Kural budur. Tapuda kayıtlı bir taşınmazın taksimi ancak resmi biçimde yapılan sözleşmeyle mümkün olduğundan, taksimin varlığı tanık sözleriyle kanıtlanamaz. O halde dava konusu taşınmazın pay ve paydaş çoğunluğu ile davacılardan Durmuş’a kiralandığının kabulü zorunludur.
Borçlar Kanununun 275. maddesinin yaptığı gönderme sebebiyle hem adi kirada hem hasılat kirasında uygulanması zorunlu Borçlar Kanununun 253. maddesi uyarınca üçüncü bir şahsın kiralanan üzerinde kiracının haklarıyla telifi kabil olmayacak bir iddiada bulunması durumunda
kiralayan husumeti üzerine alarak kiracının akit uyarınca kullanmasına engel bir hal meydana gelmişse bunu izale etmek mecburiyetindedir. Görülüyor ki davadaki istemin dayanağı Borçlar Kanununun 253. maddesidir. Davacılar arasındaki kira ilişkisi yasanın ve bu konudaki içtihadı birleştirme kararının öngördüğü biçimde kurulduğundan davacıların Borçlar Kanununun 253. maddesine dayanarak öne sürdükleri istemin kabulü yerine geçerli bir kira ilişkisi yokmuş gibi davanın reddi doğru görülmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 08.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.