Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/3515 E. 2010/4887 K. 29.04.2010 T.
Yayınlanma Tarihi: 11.02.2024 08:01
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3515
KARAR NO : 2010/4887
KARAR TARİHİ : 29.04.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 17.09.2003 gününde verilen dilekçe ile irtifak hakkı tesisi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 25.12.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 483 ada 8 parsel sayılı taşınmazını 482 ada 23 parsel sayılı taşınmazda 30 sene önce açtığı kuyudan çıkardığı su ile suladığını, öncesinde Hazineye ait olan taşınmazın davalı tarafından satın alınmasından sonra kuyudaki sudan yararlanmasına izin vermediğini ileri sürerek Türk Medeni Kanununun 837. maddesi uyarınca irtifak hakkı tesisi talep etmiştir.
Davalı, davacının hiçbir resmi makamdan izin almadan taşınmazında su çıkardığını, suyu kullanmasının yasal olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece davalı taşınmazındaki suyun davacı taşınmazına getirilmesi için kamuya ait yoldan geçmesi gerektiği, kamuya ait yoldan mecra irtifakının tesis edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 718. maddesinde arazi mülkiyetine tabi şeylerden birisinin de kaynaklar olduğundan söz edilmiştir. Yine 756. maddede ayrıca kaynakların bulundukları arazinin bütünleyici parçası oldukları ve arazi mülkiyetine tabi bulundukları belirtilmiştir. Burada hemen kaynağın tanımını yapmak gerekir. Kaynak: Kökeni yeraltı suyu olan tabi ve sürekli olarak yeryüzüne çıkan özel mülkiyete girecek nitelikte özel bir su olup, suni bir
şekilde veya ara sıra yeryüzüne çıkan su kaynak niteliğini kazanmaz(Gürsoy/Eren/Cansel, Türk Eşya Hukuku, Ankara 1978, s.618). Ayrıca, kaynaktan çıkan suyun yararı kamuya ait bir akarsu oluşturacak kadar bol çıkması halinde kaynak artık özel mülkiyete konu olamaz. Yine, yeraltı suyundan sondaj gibi suni yollarla çıkartılan sulardan yararlanma usulüde Yeraltı Suları Kanununa tabidir.
Arazinin mülkiyetine tabi olan kaynak üzerinde hak sahibi dilediği gibi tasarruf etme yetkisine de sahiptir. Mülkiyet hakkı kaynakla sınırlı olup yeraltı suyunu kapsamaz. Taşınmaz maliki mülkiyet hakkı kapsamında bulunan kaynak için kaynağındaki suyu kullanması hususunda bir başkasına irtifak hakkı tanıyabilir. Kaynak sahibinin tanıdığı irtifak hakkı da kaynak irtifakı olarak adlandırılmaktadır (TMK. m.756-837).
Türk Medeni Kanununun 837. maddesinde "Başkasının arazisinde bulunan kaynak üzerinde irtifak hakkı, bu arazinin malikini suyun alınmasına ve akıtılmasına katlanmakla yükümlü kılar" hükmü yer almaktadır.
Bu maddelerden anlaşılacağı gibi, kaynak hakkı, başkasının taşınmazındaki bir kaynağın sularından yararlanmak, başka bir deyişle bir kaynağın sularını almak ve akıtmak yetkisini veren bir "irtifak hakkıdır". Kaynak irtifakı, yükümlü taşınmaz maliki ile yararlanan maliki arasında irtifak hakkının kurulması konusunda Türk Medeni Kanununun 781. maddesi gereğince tapu sicil memuru huzurunda resmi şekilde yapılmış "irtifak sözleşmesi"nin düzenlenmesi ve bu sözleşmenin irtifakın ayni sonuçlarını doğurması için Türk Medeni Kanununun 780 maddesine göre tapu kütüğünün hak ve mükellefiyetler sütununa tescili şarttır. Bu şekilde tescil yapılmadıkça kaynak hakkı iktisap edilemez.
Kaynak irtifakı hakkındaki bu kısa açıklamalardan sonra somut olaya döndüğümüzde öncelikle davacının isteminin hukuki nitelendirmesini yapmak gerekir. Davacı dava dilekçesinde 23 parsel sayılı taşınmazda açtığı kuyu üzerinden Türk Medeni Kanununun 837. maddesi uyarınca kaynak irtifakı tesisini istemiştir. Mahkemece davalı taşınmazı kapsamındaki suyun genel su niteliğinde olduğu, bu nedenle de mecra irtifakı kurulabileceği ancak, suyun taşınması sırasında kamuya ait yoldan geçileceği, bu nedenle irtifak tesisinin mümkün olmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Ancak, taşınmaz başında yapılan keşifte 23 sayılı parselde drenaj edilerek çıkarılan suyun 8 parsele götürüldüğü bildirilmiştir. Jeoloji mühendisi bilirkişi drenaj sularının mevsimler ve yağış miktarına, bitki örtüsüne, eğime vb. artıp azalacağını, 9 ve 10. aylarda da kesileceğini belirtmiş, suyun kaynak suyu olmadığına da ayrıca
değinilmiştir. Ziraatçi bilirkişi ise taşınmaz üzerinde meyve bahçesi bulunduğunu, bu bahçenin belediye şebeke suyu veya sondaj vurularak çıkarılacak sudan sulanabileceğinin belirtildiği anlaşılmıştır.
Yapılan bu açıklamalara göre; davalının taşınmazında kaynak irtifakı kurulmasını gerektirecek nitelikte bir kaynağın bulunmadığı sabittir. Ayrıca, doğal bir kaynağın bulunması halinde de kaynak irtifakı taraflar arasında düzenlenecek resmi senet ve bunun tapuya tescili ile mümkün olabilecektir. Mahkemece davacının istemi dayanılan vakıalar yanlış nitelendirilerek(HUMK. m.76) mecra irtifakı gibi değerlendirilmiş, kamuya ait yoldan mecra geçirilemeyeceği gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Davanın kaynak irtifakı tesisi koşulları oluşmadığından reddi gerekirken değişik gerekçe ile reddi doğru görülmemiştir. Ancak, mahkeme kararı sonucu itibariyle doğru bulunduğundan hükmün HUMK'nun 438/son maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilerek onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının reddi ile yerel mahkeme kararının gerekçesi DEĞİŞTİRİLEREK ve DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 29.04.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.