Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/3552 E. 2010/4399 K. 15.04.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3552
KARAR NO : 2010/4399
KARAR TARİHİ : 15.04.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 09.05.2008 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil olmaz ise rayiç bedelin tahsili istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulü ile rayiç bedelin tahsiline dair verilen 10.11.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … ve … tarafından istenilmekle davalı …’ın temyiz isteminin süre yönünden reddine ve davalı …’in süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R
Davacı, 27.05.1998 günlü taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayanarak 1645 ada 3 ve 4 sayılı parseller üzerine inşa edilen yapıdaki, sonradan (B) blok 2 numaralı bağımsız bölüm numarasını alan taşınmazın adına tesciline, tam payın tescili mümkün olmazsa bağımsız bölümdeki 1/2 payın tesciline, geriye kalan 1/2 pay bedelinin davalılardan tahsiline, bu da mümkün görülmezse bağımsız bölümün rayiç bedelinin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı …, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin kendisini bağlamayacağını, taşınmazda 1/2 pay maliki olduğunu, açılan davanın reddini savunmuştur. Diğer davalılar, davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, bilirkişinin taşınmazın rayiç bedeli olarak saptadığı 61.458,00 TL’nin davalı … mirasçılarından alınarak davacıya verilmesine, davacının diğer taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalılardan … ve … mirasçılarından … temyiz etmiştir.
1-Mahkeme kararı hükmü temyiz edenlerden …’a usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olup 15 günlük yasal süre geçirildikten sonra temyiz isteminde bulunulduğundan, HUMK’nun 432/4. maddesi ve 1.6.1990 tarihli ve 3/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince süresinde yapılmayan temyiz isteminin reddi gerekmiştir.
2-Davalı …’ın temyiz itirazlarına gelince;
Davada, 27.05.1998 günlü biçimine uygun düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayanılmıştır. Bu sözleşmenin bidayette davalıların mirasbırakanı … ’ın vekili …’a verdiği vekaletname ile kurulduğu, davacının yapılan temlikler sonucu sözleşmedeki edimi ifayı talebe hak kazandığı anlaşılmaktadır. Gerçekten, kaynağını Borçlar Kanununun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanununun 213. maddesi ile Türk Medeni Kanununun 706. ve Noterlik Kanununun 89. maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanununun 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
Uyuşmazlık, 1645 ada 3 ve 4 sayılı parseller üzerindeki (B) Blok sonradan 2 numaralı bağımsız bölüm numarasını alan taşınmaza ilişkindir. 3 numaralı parseldeki bu taşınmazın ortaklığın giderilmesi davası sonucunda 1/2 payının davalılardan …’a, 1/2 payının da mirasbırakan … adına tescil edildiği görülmektedir. Kısaca, vekalet yoluyla satış vaadi borçlusu durumunu alan …, davacıya taşınmazdaki 1/2 payının mülkiyetini geçirmekle mükelleftir. Çekişme de … üzerinde bulunan 1/2 paya ilişkindir. Mahkemece, bu payın satış vaadi sözleşmesi sebebiyle davacı adına tesciline karar vermekle yetinilmesi gerekirken taşınmazın rayiç değerinin … mirasçılarından tahsiline karar verilmesi doğru değil ise de, temyiz edenin sıfatına göre bu husus bozma nedeni yapılmamış, düşülen yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir.
Diğer taraftan, Borçlar Kanununun 106.maddesi karşılıklı taahhütleri havi akitlerde iki taraftan birinin temerrüde düşmesi halinde karşı tarafın seçimlik haklarını düzenlemiştir. Eldeki uyuşmazlıkta, sözleşmenin feshinden kaynaklanan bir çekişme olmadığı halde Borçlar Kanununun 106.maddesinden söz edilerek davacının zarar ve ziyan isteyebileceğinin kabulü de doğru değildir. Eğer, satış vaadi sözleşmesi gereğince vaat borçlusunun borcunu yerine getirmemesi nedeniyle vaat alacaklısına tazminat ödenecekse, bunun
dayanağı Borçlar Kanununun 96.maddesidir. Zira, bu hükümle alacaklının hakkını kısmen veya tamamen elde edemediği durumda borçlunun bundan doğan zararları tazmine mecbur olduğu düzenlemesi getirilmiştir. Bütün bunlar da temyiz edenin sıfatına göre bozma nedeni yapılmamıştır. Ancak;
Yukarıda belirtildiği üzere 3 sayılı parseldeki (B) Blok 2 numaralı bağımsız bölüm tapuda paylı olarak davalı … ile mirasbırakan … adına kayıtlıdır. Satış vaadi sözleşmesinin borçlusu …, taşınmazda 1/2 pay maliki olduğundan, …’ın mirasçıları 1/2 oranında bağımsız bölüm rayiç bedelini tazmin etmekle sorumludur. Mahkemece, bu yön gözardı edilerek tüm bağımsız bölümün rayiç bedelinin … mirasçılarından tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davalı … mirasçılarından …’ın süresinde olmayan temyiz isteminin REDDİNE, 2.bentte yazılı nedenlerle davalı …’ın temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 15.04.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.