Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/4357 E. 2010/5173 K. 04.05.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4357
KARAR NO : 2010/5173
KARAR TARİHİ : 04.05.2010

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 08.03.2007 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 21.12.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, 154 KW’lık Şereflikoçhisar – Tümosan EİH 72-73 no’lu direklerin bulunduğu bölgede davalı … tarafından işletilen taş ocağındaki çalışmaların direklere zarar verdiği ve yıkılma tehlikesi bulunduğunu ileri sürerek elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, taş ocağı işletmesinin enerji nakil hattına zarar vermediğini savunmuştur.
Mahkemece, taş ocağı işletmesinin enerji nakil hattı için tehlike arzetmediği, sadece potansiyel tehlike bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiş, karar Dairemizin 26.12.2008 tarihli ilamıyla ve ilamda yazılı nedenlerden dolayı bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyulmuş; davanın kabulüne karar verilmiş, bu hükmü davalı … temyiz etmiştir.
Gerçekten, malikin uymakla yükümlü olduğu komşuluk hakkı kapsamında yer alan Türk Medeni Kanununun 738. maddesi “Malik, kazı ve yapı yaparken komşu taşınmazlara, onların topraklarını sarsmak veya tehlikeye düşürmek ya da üzerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar vermekten kaçınmak zorundadır” hükmünü getirmiş, kazı ve yapılarda ayrıca uyulması gereken kuralların da özel kanunlarda düzenleneceği 739. maddede belirtilmiştir.
Dosyada mevcut bilgi ve belgelerden, dava konusu direklerin bulunduğu taşınmaz tescil harici bırakılan yerlerden olup, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Dairesi Başkanlığının yazılarına göre taşınmaz üzerinde 20.06.2006 tarihinde başlamak üzere davalıya 10 yıllık taşocağı işletme ruhsatının verildiği anlaşılmaktadır. Ruhsatlı saha yakınında bulunan enerji nakil hattının 1982 yılında yapılan kamulaştırma ve irtifak hakkı tesisi işlemlerinden sonra geçirildiği, zarar gördüğü ileri sürülen direklerin bulunduğu yerin tescil harici olması nedeniyle kayda irtifak hakkının işlenmediği anlaşılmaktadır.
Taşınmazın ve tarafların durumu açıklandığı şekilde ortaya konulduktan sonra davacının istemine gelince; davalı Belediyenin ruhsatlı sahadaki çalışmalarının direklere zarar verdiği ve bu eylemin yukarıda sözü edilen Türk Medeni Kanununun 738. maddesi kapsamında giderilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
Komşuluk hukuku ilkelerine göre taşkınlıktan amaç komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde hakim, gerek zararı saptama, gerekse zarar giderici önlemleri alma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar-zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır. Hükümle, davalı belediyenin işletme ruhsatı ile işlettiği bir sahanın kapatılmasının davalının kamu yararı dengesini bütünüyle bozacağı ortadadır. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, davacı taraf da 72 ve 73 no’lu direkleri bir kamu hizmetinin ifası için imal etmiştir. Tarafların yarar ve zarar dengesini bu çerçevede düşünmek gerekir.
Mahkemece, bozmadan sonra yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporlarında zarar tehlikesinin ortadan kaldırılması için en uygun alternatifin enerji nakil hattının heyelan oluşma potansiyeli bulunan bölgeden uzaklaştırılması olduğu ve hattın belediye taş ocağı ruhsat sahasının en az 50 m uzağına taşınması suretiyle zarar tehlikesinin giderileceği belirtilmiştir.
O halde, enerji nakil hattının taş ocağı sahasından 50 m uzaklaştırılmasının mümkün olup olmadığı, mümkün ise davacıdan buna ait uygulama projesi düzenlemesi istenerek bunun giderleri bilirkişilere hesaplattırılmalı, bu giderler davalıya depo ettirilerek zarar tehlikesinin bu şekilde giderilmesine karar verilmeli, bilirkişilerin bildirdiği bu alternatifin uygulanması olanaklı değil ise dava şimdiki gibi kabul edilmelidir.
Değinilen yön bir yana bırakılarak eksik inceleme ve araştırmayla davanın yazılı olduğu şekilde hükme bağlanması doğru olmadığından, karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 04.05.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.