Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/4372 E. 2010/5816 K. 24.05.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4372
KARAR NO : 2010/5816
KARAR TARİHİ : 24.05.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 04.02.2009 gününde verilen dilekçe ile inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, tescil mümkün olmazsa tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 15.12.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademede tazminat isteğine ilişkindir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, inanç ilişkisi kanıtlanamadığından bahisle dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Diğer taraftan davalılardan … taşınmazı 16.04.2004 tarihinde kayıt maliki diğer davalıdan tapudan satın alan üçüncü kişidir. Türk Medeni Kanununun 1023.maddesine göre tapu kütüğündeki sicile iyiniyete dayanarak mülkiyet hakkı kazanan üçüncü kişinin kazanımının korunması gerekir. Ne var ki, aynı yasanın 1024.maddesi uyarınca bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. Kayıt malikinin kötüniyetle mülkiyet kazandığını ispat yükü ise bunu iddia eden tarafa düşer. Her ne kadar davacı, dava açmak suretiyle kayıt malikinin kötüniyetli olduğunu iddia etmiş ise de buna ilişkin bir delil getirmediğinden kazanımının yukarıda sözü edilen 1023.madde uyarınca korunması gerekir. Ancak;
Davada ikinci kademede tazminat talebinde bulunulmuştur. Dayanılan ve “ben … 1954 Erzincan doğumluyum” sözleriyle başlayan belge yazılı delil başlangıcı olup burada davalı İngiltere ve Türkiye’deki malların …, … ve … ile kendisi arasında ortak olduğunu kabul etmiş, verdiği 30.03.2009 tarihli dilekçesinde tanık deliline de dayanmış, tanık listesini bilahare vereceğini belirtmiştir. O yüzden davacıdan tanıkları sorulmalı,
gösterildiği taktirde bunlar dinlenmeli, dava konusu 1001 sayılı parselin hukuki durumu açıklığa kavuşturulduktan sonra davalının tazminatla sorumlu tutulup tutulmayacağı değerlendirilmelidir.
Mahkemece, yapılan bu saptama bir yana bırakılarak eksik araştırma ve inceleme sonucu davacının tazminat isteminin de reddi doğru değildir.
Karar, açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 24.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.