Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/5680 E. 2010/8230 K. 13.07.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/5680
KARAR NO : 2010/8230
KARAR TARİHİ : 13.07.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 09.11.2005 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, karşı davada satış vaadi sözleşmesinin iptali istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine, karşı davanın kabulüne dair verilen 28.12.2009 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı-davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 13.07.2010 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı-davalı … vekili Av…. geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R
Dava, biçimine uygun düzenlenen 20.08.1999 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Vaat borçlusu davalı ve karşı davanın davacısı sözleşmenin hile ile yapıldığını, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, asıl davanın davacısı vaat alacaklısı temyiz etmiştir.
Gerçekten, karşı davada davacı notere satış vaadi sözleşmesi yapmak üzere değil, taşınmazdaki kiracıların çıkardıkları problemleri gidermek üzere davalı-davacıya vekaletname verilmek üzere gidildiğini, ancak her nasılsa satış vaadi sözleşmesi düzenlendiğini ileri sürdüğünden davada hile iddiasına dayandığının kabulü gerekir. Bir tanımlama yapılmak gerekirse hile, bir kimseyi belirli bir hususu yapmaya sevketmek, o yönde bir irade açıklamasında bulunmasını sağlamak kastı ile o kimsede yanlış bir kanı uyandırmak ya da esasen var olan yanlış (hatalı) fikrinin devamını sağlamaktır. Hilenin sözleşmeyi sakatlayabilmesi için öncelikle bir aldatma olması gerekir. Hileden bahsedebilmek için diğer bir koşul da hileye başvuranın eylem ve sözlerinde karşı yanı aldatma kastının bulunmasıdır. Bunların dışında yapılan hukuki işlemin hile sonunda meydana gelmiş olması yani işlem ile hile arasında illiyet bağı bulunması gerekir.
Hileye ilişkin bütün şartlar oluşsa da Borçlar Kanununun 31. maddesi hükmü gereğince hile iddiasında bulunan kişinin hilenin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl içinde sözleşmenin iptalini isteme hakkı bulunmaktadır. Bu süreyi hiçbir işlem yapmaksızın geçirirse akte hicazet etmiş sayılır ve aktin hükümleri geriye etkili olarak yani aktin kuruluş tarihinden itibaren kendisi için de bağlayıcı olur. Yasanın öngördüğü bir yıllık sürenin hak düşürücü süre olduğu da kuşkusuzdur.
Hile hukuki nedenine dayalı bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Yukarıda vurgulandığı üzere biçimine uygun satış vaadi sözleşmesi 20.08.1999 tarihinde yapılmış ve ilişki bu tarihte kurulmuştur. Hile nedenine dayalı karşı dava ise bu tarihten çok sonra 15.02.2006 tarihinde açılmıştır. Dolayısıyla, bir yıllık hak düşürücü sürenin geçirildiği açıktır. O halde, sözleşmenin feshine ilişkin karşı davanın reddi, asıl davanın hüküm altına alınması yerine davaların yazılı olduğu şekilde sonuçlandırılması doğru değildir.
Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 750.00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalı-davacı …’dan alınarak davacı-davalı …’a verilmesine, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 13.07.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.