Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/6189 E. 2010/6969 K. 14.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/6189
KARAR NO : 2010/6969
KARAR TARİHİ : 14.06.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 23.02.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve mera olarak sınırlandırma istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 02.12.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine, kadastro çalışmaları sırasında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak davalı adına tescil edilen 31, 32 ve 34 sayılı parsellerin mera olduğunu, özel mülkiyete konu teşkil etmeyeceğini belirterek kayıtlarının iptali ile mera olarak sınırlandırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, taşınmazların özel mülkiyete konu teşkil ettiğini, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı Hazine temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan kadastro tutanaklarından 31 sayılı parselin “tarla”, 32 ve 34 sayılı parsellerin ise “çayır” niteliği ile davalı adına tescil edildiği, her üç parselin de 101 ada 142 parsel olarak ve mera niteliği ile sınırlandırılan taşınmazın içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır. Dosyaya sunulan fotoğraflardan da çekişmeli parsellerin çayır (mera) özelliğini gösterdiği gözlenmiştir.
Ziraatçı bilirkişinin düzenlediği rapordan ise; dava konusu parsellerin çayır niteliğinde ve çayır bitkilerinin yem olarak kullanılması maksadıyla davalı tarafından tasarruf edildiğinin bildirildiği görülmektedir. 4342 sayılı Mera Kanununun 3. maddesinde yapılan tarife göre çayır; taban suyunun yüksek bulunduğu veya sulanabilen yerlerde biçilmeye elverişli yem üretilen ve genellikle kuru ot üretimi için kullanan yerlerdir. Çayır nitelikli bir yerin aynı zamanda mera özelliği taşıyabileceği kuşkusuzdur. Nitekim; anılan kanunun 3. maddesi (i) bendinde çayır, mera, yaylak ve kışlak arazisinin sınırlandırmaya tabi olduğu kabul edilmiştir. Her ne kadar bir yerin çayır olması mutlak suretle zilyetlikle kazanmaya elverişli olmadığının kabulünü gerektirmez ise de bu yerin özellikleri ve kullanma biçimi, özellikle de taşınmazın mera niteliği ile sınırlandırılan parsel içinde kalması mera bütünlüğünü bozacağından o yerin meradan açıldığını ve zilyetlikle kazanılamayacak yerlerden olduğunu gösterebilir. Ne var ki; mahkemece bu konuda yapılan inceleme ve araştırma ile bilirkişi raporu yetersizdir.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; taşınmazın mera olarak sınırlandırılan 101 ada 142 sayılı parselin sınırları içerisinde kaldığı gözetilerek dava konusu parsellerin özelliği ve bu özelliğinden dolayı mera parselinin bütünlüğünü bozup bozmadığını yerinde yeniden keşif yaparak incelemek, konusunda uzman olan bilirkişilerden bu konuda ayrıntılı ve gerekçeli rapor almak, HUMK’nun 366. maddesinden yararlanmak suretiyle keşif yerinde çekişmeli taşınmazları fotoğrafla tespit etmek ve bunun sonucuna uygun bir hüküm kurmak olmalıdır.
Eksik inceleme ve araştırmayla davanın yazılı olduğu şekilde hükme bağlanması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 14.06.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.