YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/6861
KARAR NO : 2010/7853
KARAR TARİHİ : 06.07.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 16.02.2009 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 06.04.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine, Aksaray Merkez Ereğli Kapı mahallesinde bulunan davalılara ait 2309 ada 9 parsel sayılı taşınmazın evveliyatının mera olduğunu ileri sürerek, tapu iptali ve tescil istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar temyiz etmişlerdir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden 07.10.1969 tarihinde yapılan tapulama işleminde 1193 metrekare yüzölçümündeki 314 ada 230 parsel sayılı taşınmazın mera vasfı ile Aksaray Belediyesi adına tescil edildiği, 31.07.1989 tarihinde yapılan ıslah imar uygulaması sırasında arsa vasfı ile ve 762 ada 414 parsel olarak Aksaray Belediyesi adına tapuya kayıt edildiği, 11.04.1994 tarihinde de 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca imar uygulaması yapıldığı ve dava konusu 2309 ada 9 parsel sayılı taşınmazda 95/861 payın Aksaray Belediyesi adına şuyulandırıldığı, bu paydan 51/861 payın belediye tarafından 25.11.1996 ve 25.03.2004 tarihlerinde davalı … ve …’e satıldığı, kalan 44/861 payın ise Aksaray 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1994/572 E. 1996/193 K. sayılı ilamı ile 02.07.1996 tarihinde hükmen Hazine adına tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Görülüyor ki, dava konusu taşınmazda 95/ 861 pay 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca Aksaray Belediyesi adına tescil edilmiş ve bu paydan 51/861 pay belediye tarafından davalı … ve Hakiki’ye satılmıştır.
Bu durumda mahkemece, yukarıda açıklanan dava konusu 2309 ada 9 parsel sayılı taşınmazdaki 95/861 payın imar uygulaması ile mera parselinden gelip gelmediği araştırılmalı, mera parselinden gelmediğinin anlaşılması halinde davanın reddine karar verilmelidir.
Mera parselinden geldiğinin anlaşılması halinde ise,
İmar planı içindeki meraların planın onayıyla birlikte hukuki bakımdan meralık vasfını yitireceğinden, bu yerlerden genel hizmete ayrılanların ( yol, park, yeşil saha, gibi ) belediye veya özel idareye bedelsiz terkini gerekir. İmar planında genel hizmetler dışında özel mülkiyete konu olabilecek konut, sanayi ve ticaret alanı olarak belirlenmiş alanlarda kalan meralar bu vasıflarını yitirmeleri halinde Hazine adına tescili gerekir. ( Danıştay 1. Dairesinin 1988/328 E, 1989/19 K. sayılı mütalaası ) Belediye adına tescili gerekmeyen yerler belediye veya gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri adına tescil edilmiş ise “Yolsuz Tescil “ olacağından Hazine her zaman bu iddia ile dava açabilir. Ne var ki, başlangıçtaki tescil işlemi yolsuz tescil olsa da 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi hükmü koşulların oluşması halinde tescilin belediye veya gerçek ya da özel hukuk tüzel kişileri adına devam etmesi olanağı sağladığından, artık burada 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi şartları üzerinde durulması gerekir.
Anılan madde uyarıca işlem yapabilmesi için;
a)Mera, 4342 sayılı kanunun geçici 3. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 03.05.2005 tarihi itibariyle Belediye ve mücavir alan sınırları içersinde bulunmalıdır. Zira bu tarih itibariyle köy sınırları içersinde bulunan veya bu tarihten sonra Belediye ve mücavir alan sınırları içersine alınan meralarda bu madde hükümlerinin uygulanma olanağı yoktur.
b)Mera, 01.01.2003 tarihinden önce kesinleşmiş imar planı içersinde kalmalıdır. Bu tarihten sonra imar planı içersine alınan veya imar planı bulunmayan yerlerdeki meralarda bu madde hükmü uygulanmaz. Yasa hükmünde geçen “imar planından” maksat ise, her türlü ölçekteki plan yani nazım, uygulama veya mevzi imar planıdır.
c)Meranın, yerleşim yeri olarak işgal edilmesi, yani bu şekilde kullanılması, yerleşim ve işgal durumunun da 01.01.2003 tarihinden önce var olması gerekir. Bu tarihten sonra işgal edilerek yerleşim yeri olarak kullanılan meralarda bu madde hükmü uygulanamaz. Bu maddenin uygulanmasında “yerleşim yeri” kavramı konut, konaklama, turizm, sanayi, askeri ve benzeri amaçlar için kullanılmak üzere planlanarak yapılaşmış veya eskiden beri bu amaçlarla kullanılan şehir, kasaba ve beldelerin üzerinde yapılaşma bulunan yerleşik alanlarını ifade etmektedir.
d)Diğer bir koşul da; meranın, mera niteliği ile kullanılmasının teknik açıdan mümkün bulunmamasıdır.
Yukarıda belirtilen şartların varlığı duraksamaksızın saptanmadan Belediye, diğer kamu kuruluşları ile gerçek kişiler adına tescil edilmiş meraların mülkiyeti belediye, diğer kamu kuruluşları ve gerçek kişilere bırakılamaz.
Bu ilkeler çerçevesinde somut olaya bakıldığında; Davacı Hazine dava konusu taşınmazların evveliyatının mera olduğunu, imar planının onayı ile mera vasfını kaybettiklerini ileri sürerek Hazine adına tescilini istemiştir. Mahkemece, 321 ada 80 parsel sayılı taşınmaz dışındaki diğer parsellerde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmamıştır. 321 ada 80 parsel yönünden yapılan araştırma ise hüküm kurmaya yeterli değildir. Mahkemece yerinde şehir plancısı, zirai bilirkişi, harita mühendisi ve inşaat bilirkişisi bulundurulmak koşulu ile dava konusu tüm taşınmazlar üzerinde yeniden keşif yapılmalı, ıslah- imar planı ve 3194 sayılı yasanın 18 maddesi uygulama haritaları belediyeden sağlanmalı ayrıca 01.01.2003 tarihinden önce çekilen … fotoğraflarından yararlanılarak öncesi mera olan dava konusu taşınmazların yukarıda ayrıntıları ile açıklandığı üzere mera vasfını yitirip yitirmedikleri, 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesinde yazılı koşulların oluşup oluşmadığı ve özellikle yerleşim, işgal ve yapılaşmanın 01.01.2003 tarihinden önce var olup olmadığı incelenmeli, HUMK’nun 366. maddesi hükmünce keşfi izlemeye olanak sağlayacak sayıda fotoğraf çekilerek dosyaya konulmalı, yapılan tüm araştırmalar neticesinde 4342 sayılı Kanunun geçici 3. maddesindeki koşulların oluştuğunun saptanması halinde dava reddedilmeli, aksi takdirde satış suretiyle davalılar adına tescil edilen 51/861 pay yolsuz tescil olacağından bu pay yönünden davanın kabulüne karar verilmelidir.
Tüm bu yönler bir yana bırakılarak yetersiz araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, 06.07.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.