YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/7023
KARAR NO : 2010/7375
KARAR TARİHİ : 28.06.2010
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.08.2008 gününde verilen dilekçe ile hasılat kira sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 09.06.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 1.8.2007 başlangıç tarihli hasılat kira sözleşmesi uyarınca teslim edilmeyen kiralanan sebebiyle peşin ödenen kira parasının, kar mahrumiyeti zararının ve yapılan leasing sözleşmesi nedeniyle üçüncü kişilere ödenen meblağın tahsili istemlerine ilişkindir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davacının yapmış olduğu leasing ödemesi tutarından kusur durumuna göre 40.000 TL’nin davalıdan tahsiline fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Hükmü davalı temyiz etmiştir.
Mahkemenin hükme dayanak yaptığı bilirkişi raporunda sözleşmenin feshinde tarafların %50’şer oranda kusurlu olduğu kabul edilmiş, bu kabul biçimi hükmü temyiz etmeyen davacı yönünden kesinleşmiştir. Mahkemenin hüküm altına aldığı 40.000 TL davacının kiradan sonra yaptığı leasing sözleşmelerine göre üçüncü kişilere ödenen kira parasıdır. Başka bir şekilde söylemek gerekirse, menfi zarar kalemleri içinde sayılabilecek bu tutar davalı ile olan sözleşmeye güvenilerek yapılan harcama, kısaca menfi zarar kalemidir. Menfi zarar alacaklının malvarlığını sözleşmeden dönmeden sonra içinde bulunduğu durum ile böyle bir sözleşme yapılmamış olsaydı içinde bulunacağı durum arasındaki farktan ibarettir. Bu haliyle sözleşmeye güvenilerek yapılan gider, karşı tarafın malvarlığının artmasına neden olmasa bile sözleşmenin karşı tarafından istenebilir. Ne var ki, akti fesheden alacaklının aktin hükümsüzlüğünden doğan zararını isteyebilmesi karşı tarafın borcunu ihlalde kusurlu olması koşuluna bağlıdır. Zira, yasanın kusursuz sorumluluk durumları için getirdiği istisnalar dışında aslolan kusur sorumluluğudur. Kusur ise, genel olarak hukukun onaylamadığı bir hareketi yapmaktır. Somut uyuşmazlıkta bilirkişiler 19.02.2009 günlü raporlarında tarafları karşılıklı kusurlu kabul ettiklerinden ve tazminat borcunun doğması için temel koşul “kusur” olduğundan tazminat isteyen tarafın kusursuz olmaması sebebiyle bu istek ileri sürülemez. Diğer bir anlatımla, bir tarafın az kusurlu diğer tarafın çok kusurlu olmasının veya kusurda veya fesihte tarafların ortak kusurlarının bulunmasının bir önemi yoktur. Ortak kusurlu olan taraf da sözleşmenin bozulmasına kusuru ile sebebiyet vermiş sayılacağından tazminat talep edemez.
Mahkemece bu saptamalar dikkate alınarak davacının leasing sözleşmesi sebebiyle yaptığı harcama kaleminin de reddi gerekirken bu isteğinde hüküm altına alınması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 28.06.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.