YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/7029
KARAR NO : 2010/7986
KARAR TARİHİ : 08.07.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 17.09.2009 gününde verilen dilekçe ile irtifak hakkının terkini ve davacı lehine yazılması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28.01.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, imtiyaz sözleşmesi gereği davalı adına 1049 ve 1053 parsel sayılı taşınmazlar üzerine konulan irtifak hakkı şerhinin sözleşmenin feshi nedeniyle iptali ve adına yazılmasını istemiştir.
Mahkemece verilen kabul kararı, Dairemizce imtiyaz sözleşmesinin feshinin henüz kesinleşmediğinden bahisle bozulmuştur.
Sözleşmenin feshine ilişkin kararın kesinleşmesi üzerine mahkemece bu kez davanın kabulüne ve irtifak hakkı şerhinin iptaline karar verilmiştir.
Bu hüküm de Dairemizce davacının şerhin tescili istemi hakkında da bir değerlendirme yapılması gerektiği belirtilerek bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak “önceki hükümde … lehine tesis edilen irtifak hakkının silinmesine ilişkin hüküm kesinleştiğinden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına…1049 ve 1053 sayılı parsellerde … lehine düzenlenen ve silinen irtifak haklarının davacı … Hazinesi adına tapuya tesciline” karar verilmiştir.
Hükmü davacı idare vekili temyize getirmiştir.
Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388. maddesinde belirtilmiştir. Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Aynı kural Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 389. maddesinde de tekrarlanmıştır. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır, hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini ve ifa kabiliyetini yitirir. (Hukuk Genel Kurulunun 10.9.1991 tarihli ve 281-415 ve 25.9.1991 tarihli ve 355-440 sayılı kararları)
Bozma kararından sonra bozmaya uyularak verilen hüküm yeni bir hükümdür. Bozmaya uyularak tesis edilen hükmün, tüm istekleri karşılar şekilde yeniden yazılması gerekir. Mahkemece bu yön gözetilmeden, hükmün diğer yönlerinin kesinleşmiş olduğundan bahisle “aynı konuda yeniden karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde hüküm kurulması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarımda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 08.07.2010 tarihninde oybirliği ile karar verildi.