YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/7497
KARAR NO : 2010/8532
KARAR TARİHİ : 26.07.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine asıl davada 13.03.1989 gününde verilen dilekçe ile kamulaştırma bedelinin istirdadı, birleşen davada 20.04.1987 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve taşınmazın mera olarak sınırlandırılması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen 22.12.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ve bir kısım davalılar vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine, 1989/247 Esas sayılı dava dosyasında davalı adına tespit ve tescil edilen 159 sayılı parseli kamulaştırdığını, oysa bu taşınmazın mera olduğunu, kamulaştırma sebebiyle davalıya yapılan ödemenin nedensiz kaldığını, kamulaştırma bedelinin istirdadını, bu dava dosyası ile birleştirilen mahkemenin 1989/248 Esasında kayıtlı davada ise 153 ila 170 parsel sayılı taşınmazların gayrı sabit sınırlı tapu kaydı ile 5.951.500 metrekare olarak tespit ve tescil edildiğini, miktar fazlasının meradan kazanıldığını, taşınmazlara revizyon gören tapunun miktarı olan 1.478.838 metrekare dışındaki yerler mera olduğundan bunlara ilişkin tapu kayıtlarının iptali ile taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı Hazine temyiz etmiş, karar Dairemizin 19.11.1991 tarihli ilamıyla ve ilamda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyulmuş, yapılan inceleme ve araştırma sonucu bilirkişinin 20.10.2006 tarihli krokisinde A harfi ile ve yeşil renkle gösterilen kısım dışındaki dava kabul edilmiş ve bu taşınmazların mera niteliği taşıması nedeniyle mera vasfı ile sınırlandırılmasına, mera olan 159 sayılı parselin kamulaştırılması sebebiyle davalılara ödenen 33.339,26 TL’nin davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Hükmü, taraflar temyiz etmiştir.
1-Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden 153 ila 170 sayılı parsellerin 1970 yılında yapılan tapulama çalışmaları sonucu tapu ve vergi kayıtları, ayrıca kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği sebebi ile davalılar adına tespit edildiği, yapılan tespitin 29.6.1972 tarihinde kesinleşerek taşınmazların adlarına tescil edildiği anlaşılmaktadır. Eldeki davalar 13.3.1989 tarihinde açılmıştır.
25.02.2009 tarihinde kabul edilerek 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 sayılı Yasanın 2. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesi 3. fıkrasına ekleme yapılmış bulunmaktadır. Anılan hüküm “bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine, yahut devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” şeklindedir. Diğer taraftan 5841 sayılı Kanunun 3. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanununa geçici 10. madde eklenmiştir. Bu madde ise, “bu kanunun 12. maddesinin 3.fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlülük tarihinden önce açılmış ve henüz hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır” kuralını getirmiştir. Anılan hükümler gözetildiğinde çekişmeli taşınmazların kadastro tespitlerinin kesinleştiği 29.06.1972 tarihinden davaların açıldığı 13.3.1989 tarihi arasında Kadastro Kanununun değişik 12. maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği açıktır.
Bilindiği üzere usuli kazanılmış hak mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri yararına diğerinin ise aleyhine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hak olarak tanımlanmaktadır. HUMK’nunda düzenlenmemiş olmakla birlikte uygulama ve İçtihadı Birleştirme kararları ile (04.02.1959 gün ve 13/5, 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları) yargılama hukukundaki yerini almıştır. Yargıtay bozma ilamına uyulmakla hüküm yararına bozulan kişi açısından usuli kazanılmış hak meydana getirirse de kanunda yapılan değişiklik bu kuralın istisnasını teşkil eder. Kısaca, Dairemiz bozma ilamına uyulması yasada yapılan değişiklik sebebi ile davacı Hazine yararına usuli kazanılmış hak doğurmaz.
Mahkemece bu saptamalar gözetilerek asıl ve birleştirilen davalar reddolunmak üzere karar bozulmalıdır.
2-Yukarıdaki bentte yazılan bozma nedenine göre davacı Hazinenin temyiz itirazlarının incelenmesi gerekmemiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın (1).bentte açıklanan nedenlerle davalılar yararına BOZULMASINA, (2).bent uyarınca Hazinenin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek bulunmadığına, peşin yatırılan harcın yatıranlara iadesine, 26.07.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.