Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/8522 E. 2010/12371 K. 09.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/8522
KARAR NO : 2010/12371
KARAR TARİHİ : 09.11.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 04.04.2008 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 28.01.2010 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 09.11.2010 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av…. ile karşı taraftan davalı vekili Av…. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine, … ilçesi, … mahallesinde bulunan 1958 ada 6, 7, 8, 1959 ada 13, 14 ve 1960 ada 1 parsel sayılı taşınmazlarda imar uygulaması sonuçu davalı … adına tescil edilen payların 486 ada 19 numaralı mera parselinden geldiğini, imar planı içinde kalması nedeniyle mera vasfını yitiren taşınmazların Hazine adına tescil edilmesi gerektiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazlarda imar uygulaması sonuçu hazine adına tescil edilen payların mera parselinden gelmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dosya içinde bulunan tapu kaydı ve dosya kapsamı ile 1960 yılında yapılan tapulama sırasında 25.6192 metrekare yüzölçümlü 486 ada 19 parsel sayılı taşınmazın mera olarak sınırlandırıldığı, 01.11.1994 ve 31.07.2000 tarihlerinde taşınmazın bulunduğu yerde imar uygulaması yapıldığı anlaşılmıştır.Uzman fen bilirkişi … 28.01.2010 tarihli celsede alınan beyanında çekişmeli taşınmazlardaki davalı paylarının 486 ada 19 parsel sayılı taşınmazdan gelmediğini belirtmiş ise de; bu beyanı soyut nitelikte olup, milli emlak denetmeni tarafından düzenlenen 26.11.2007 tarihli rapor ile de çelişmektedir.
Hal böyle olunca, taşınmazın bulunduğu yerde yapılan imar uygulamalarına ilişkin tüm evraklar merciinden getirtilmeli ve uzman bilirkişilerden dava konusu taşınmazlardaki davalı belediyeye ait payların 486 ada 19 no’lu mera parselinden gelip gelmediği hususunda milli emlak denetmeni tarafından düzenlenen 26.11.2007 tarihli rapor ile çelişkiyi de giderir şekilde rapor alınmalıdır.
Yapılan araştırma ve soruşturmalar neticesinde dava konusu taşınmazlardaki davalı … adına kayıtlı paylarının 486 ada 19 no’lu mera parselinden gelmediğinin saptanması halinde dava şimdi olduğu gibi reddedilmelidir. Davalı … paylarının 486 ada 19 no’lu mera parselinden geldiğinin saptanması halinde ise;
4342 sayılı Mera Kanununda, hayvan otlatılması ve otundan yararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri kullanılan taşınmazlar (m. 3/a) mera olarak tanımlanmış ve kullanım hakkı bir veya birden çok köy veya belediyeye ait olan meraların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilmiştir. (m. 4/1) Ayrıca meraların özel mülkiyete geçirilemeyeceği de yasada düzenlenmiştir. (m. 4/3)
3194 Sayılı Yasanın 11. maddesi yine anılan Yasa ile değiştirilmiş, imar planı sınırları içindeki kadastrol yollar ile meydanların, imar planının onayı ile bu vasıflarını kendiliğinden kaybederek onaylanmış imar planı kararı ile getirilen kullanım amacına konu olacağı belirtilmiştir. (m. 35.) Böylece mera sözcüğü 3194 Sayılı Yasanın 11. maddesi kapsamından çıkarılmış ve meraların belediyeler tarafından imar planı kapsamına alınarak bu vasfını yitirmesinin önüne geçilmiştir.
Mera Kanunun yürürlüğe girdiği 28.02.1998 tarihinden önceki uygulamada da, 3194 sayılı yasanın 11. maddesi uyarınca imar planı kapsamına alınan meraların Danıştay 1.Dairesinin 10.02.1989 tarih 1988/326-1989/19 sayılı kararı uyarınca “… imar planı sınırları içindeki meraların, planın onayı ile birlikte hukuki bakımdan meralık niteliğini yitireceği, bu yerlerden genel hizmetlere ayrılanların belediye veya özel idareye bedelsiz terkinin gerekeceği,
genel hizmetler dışında özel mülkiyete konu olabilecek bir amaca ayrılan yerlerin onaylanmış imar planıyla getirilen kullanım amacına konu ve tabi olacakları, ancak bu durumun meralardan elde edilen yerlerin belediyeler adına tescilini gerektirmeyeceği” öngörülmüştür.
Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü de Danıştay kararı doğrultusunda çıkarttığı 01.05.1989 tarihli ve 1498 sayılı Genelgesinde “…imar planında meydan, yol, park, yeşil saha, otopark, toplu taşıma istasyonu, terminal gibi umumi hizmetlere ayrılmış yerler dışında kalan ve konut, sanayi ve ticaret alanı gibi özel mülkiyete konu olan kısımların arsa vasfıyla artık belediyeler adına değil, Maliye Hazinesi adına tescil edileceği” şeklinde düzenleme getirmiştir.
Görüldüğü üzere, imar planı içindeki meraların planın onayı ile birlikte hukuki bakımdan mera vasfını yitireceğinden, imar planında genel hizmetlere ayrılanların (yol, park, yeşil saha, meydan, otopark, terminal gibi) belediye veya özel idareye bedelsiz terkini gerekeceğinden tapunun beyanlar hanesine ancak imar planında yazılı genel hizmet amacıyla kullanılabileceğine dair şerh verilerek belediye adına, bunun dışındaki özel mülkiyete konu olabilecek konut, sanayi ve ticaret alanında kalanların ise Hazine adına tescil edilmesi gerekir.
Belediye adına tescili gerekmeyen yerler belediye adına veya üçüncü kişiler adına tescil edilmiş ise “Yolsuz tescil” olacağından Hazine her zaman bu iddia ile dava açabilir. Ne var ki başlangıçtaki tescil işlemi yolsuz tescil olsa da 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi hükmü bu tür tescil işlemlerinin davalı … adına devam etmesi olanağı sağladığından, 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi şartları üzerinde durulması gerekir.
Anılan madde uyarıca işlem yapabilmesi için;
a)Mera, 4342 sayılı kanunun geçici 3. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 03.05.2005 tarihi itibariyle Belediye ve mücavir alan sınırları içersinde bulunmalıdır. Zira bu tarih itibariyle köy sınırları içersinde bulunan veya bu tarihten sonra Belediye ve mücavir alan sınırları içersine alınan meralarda bu madde hükümlerinin uygulanma olanağı yoktur.
b)Mera, 01.01.2003 tarihinden önce kesinleşmiş imar planı içersinde kalmalıdır. Bu tarihten sonra imar planı içersine alınan veya imar planı bulunmayan yerlerdeki meralarda bu madde hükmü uygulanmaz. Yasa hükmünde geçen “imar planından” maksat ise, her türlü ölçekteki plan yani nazım, uygulama veya mevzi imar planıdır.
c)Meranın, yerleşim yeri olarak işgal edilmesi, yani bu şekilde kullanılması, yerleşim ve işgal durumunun da 01.01.2003 tarihinden önce var olması gerekir. Bu tarihten sonra işgal edilerek yerleşim yeri olarak kullanılan meralarda bu madde hükmü uygulanamaz. Bu maddenin uygulanmasında “yerleşim yeri” kavramı konut, konaklama, turizm, sanayi, askeri ve benzeri amaçlar için kullanılmak üzere planlanarak yapılaşmış veya eskiden beri bu amaçlarla kullanılan şehir, kasaba ve beldelerin üzerinde yapılaşma bulunan yerleşik alanlarını ifade etmektedir.
d)Diğer bir koşul da; meranın, mera niteliği ile kullanılmasının teknik açıdan mümkün bulunmamasıdır.
Yukarıda belirtilen şartların varlığı duraksamaksızın saptanmadan Belediye, diğer kamu kuruluşları ile gerçek kişiler adına tescil edilmiş meraların mülkiyeti belediye, diğer kamu kuruluşları ve gerçek kişilere bırakılamaz.
Bu durumda mahkemece yerinde şehir plancısı, zirai bilirkişi, harita mühendisi ve inşaat bilirkişisi bulundurulmak koşulu ile dava konusu tüm taşınmazlar üzerinde yeniden keşif yapılmalı, 01.01.2003 tarihinden önce çekilen … fotoğraflarından yararlanılmak suretiyle, öncesi mera olan dava konusu taşınmazların yukarıda ayrıntıları ile açıklandığı üzere mera vasfını yitirip yitirmedikleri, 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesinde yazılı koşulların oluşup oluşmadığı ve özellikle yerleşim, işgal ve yapılaşmanın 01.01.2003 tarihinden önce var olup olmadığı incelenmeli, HUMK.nun 366. maddesi hükmü gereğince keşfi izlemeye olanak sağlayacak sayıda fotoğraf çekilerek dosyaya konulmalı, böylelikle ortaya çıkacak sonuca uygun bir hüküm kurulmalıdır.
Tüm bu yönler bir yana bırakılarak yetersiz araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 750.00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 09.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.