Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/9266 E. 2010/10223 K. 11.10.2010 T.
Yayınlanma Tarihi: 11.02.2024 08:52
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/9266
KARAR NO : 2010/10223
KARAR TARİHİ : 11.10.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalı aleyhine 08.06.2009 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 08.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Davacı, 488 ada 24 parsel sayılı taşınmazı davalı ile birlikte satın aldıklarını, taşınmaz tarla vasfından olduğu için tapuda hisseli tescili mümkün olmadığından taşınmazın tamamının daha fazla hisse sahibi olan davalı adına tescil ettirdiklerini. Buna ilişkin davalı ile aralarında 16.09.1991 tarihli senet düzenleyerek ifrazın mümkün olması halinde tapudan ferağın davalı tarafından verileceğinin kararlaştırıldığını belirterek taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, harici senetle tapulu taşınmazların devri mümkün olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Davacının dayandığı 16.09.1991 tarihli senet incelendiğinde, taşınmazın eski maliki ...'ın dava konusu taşınmazın 300 m² lik kısmını davalıya sattığı, ancak bu yerin hisseli olarak tapuda ferağını yapamadıkları için tamamının davalı adına tescil edildiği, 300 m² lik kısmın ifrazının mümkün olması halinde davacıya tapudan ferağının verileceği, davalı tarafından kabul edilerek imzalanmıştır.
Davacı ile davalı arasındaki ilişki bir inanç sözleşmesi olup, davalı taşınmaz imar uygulaması sonucu 1365 ada 3 parsel olduğundan ve imar parsellerinde paylı tescil olanağı bulunduğundan davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece 16.09.1991 tarihli senetteki paylaşım oranına göre bilirkişilerin hesapladığı oranda payın iptal edilerek davacı adına tesciline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırı olup bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 11.10.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.