YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/9695
KARAR NO : 2010/12632
KARAR TARİHİ : 11.11.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 16.12.2009 gününde verilen dilekçe ile intifa hakkının terkini, davalı …Ş. tarafından açılan karşı davada da intifa hakkına elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; intifa hakkının terkini isteminin reddine, karşı davanın kabulü ile intifa hakkına elatmanın önlenmesi ve taşınmazın teslimine dair verilen 07.01.2010 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı(k.davalı) … vekili ve duruşmasız temyizi ise davalı … tarafından istenilmekle, tayin olunan 09.11.2010 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı-k.davalı … vekili Av…. ile karşı taraftan davalı-k.davacı …Ş. vekili Av… geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü anlatımları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 1497 parsel sayılı taşınmazı satın aldığını, taşınmaz kaydında 10.10.2002 tarihli 15 yıllık intifa hakkının bulunduğunu, davalı … ile taşınmaz kaydındaki intifa hakkının terkini ve yeni bayilik sözleşmesi yapma konusunda anlaştıklarını, bu inançla da taşınmazın satın alındığını, ancak davacının intifa hakkını terkin ettirmediği gibi bayilik sözleşmesini de düzenlemediğini ileri sürerek Rekabet Kurulunun 2002/2 sayılı tebliğine aykırı olan ve 5 yılı aşan intifa hakkının terkinini talep etmiştir.
Davalı …, taşınmazı intifa hakkının terkin edileceği düşüncesi ile davacıya sattığını beyan etmiştir.
Davalı …, intifa hakkının terkin koşullarının oluşmadığını, bu nedenle davacının isteminin reddini savunmuş, karşı davasında da intifa hakkına elatmanın önlenmesi ile taşınmazın kendisine teslimi isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, intifa hakkının terkini isteminin reddine, karşı davanın ise kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davacı-k.davalı … ve davalı … temyiz etmiştir.
Dava, bayilik sözleşmesi nedeni ile tesis edildiği ileri sürülen intifa hakkının terkini, karşı dava ise intifa hakkına elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın giderilmesinde öncelikle “intifa hakkı” ve “bayilik sözleşmesi” kavramlarının açıklanması, sonra da bu kavramların rekabet hukuku açısından değerlendirilmesi gerekecektir.
Bilindiği gibi, Türk Medeni Kanununun 794. maddesindeki tanıma göre intifa hakkı taşınırlar, taşınmazlar hatta haklar veya bir malvarlığı üzerinde tesisi mümkün olan ve hak sahibine konusu olan şeyden yararlanma hakkı veren bir irtifak türüdür.
Taşınmaz mallar üzerinde intifa hakkı, resmi senedin düzenlenerek tapuya tescili ile, taşınırlar üzerinde ise taşınır eşya zilyetliğinin intifa hakkı sahibine geçirilmesiyle kurulur. Alacaklar üzerinde intifa hakkı ise; hakkın temliki, kıymetli evrakın teslimi suretiyle kurulabilir(TMK.m.795).
İntifa hakkı; bir süreyle sınırlı olarak kurulmuşsa sürenin dolması veya bu süreden önce intifa hakkı sahibinin hakkından vazgeçmesi, intifa hakkı sahibinin ölümü veya tüzelkişi ise tüzel kişiliğin sona ermesi, konusu olan şeyin bütünüyle, harap olması sebebiyle artık ondan yararlanma olanağının kalmaması durumlarında sona erer(TMK.m.796-797).
Ancak, terkini istenen intifa hakkında olduğu gibi uygulamada genellikle intifa hakkı akaryakıt bayilik sözleşmesi nedeniyle tesis edilmektedir. Üretim ve dağıtım sektöründe faaliyet gösteren firmalar taşınmaz malikleri ile bayilik anlaşması yaparken yaptıkları yatırımları teminat altına almak, bayileri uzun süre ile kendilerine bağımlı kılmak ve sözleşme süresince başka firmanın ürünlerini satmasını önlemek amacıyla faaliyetin yürütüleceği taşınmaz üzerinde uzun süreli intifa hakkı tesis ettirmekte ayrıca taşınmaz kaydına yapılan yatırımlar ve verilen kredilerin teminatı olmak üzere de ipotek konulmaktadır. Bayilik ilişkisinin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde de intifa hakkına dayanılarak taşınmaz malikinin başka firmalarla anlaşarak ticari faaliyetini sürdürmesi engellenmekte, bu nedenle de intifa hakkının terkini hususunda uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır.
Gerek dünyada gerekse ülkemizde meydana gelen ekonomik gelişmeler serbest piyasadaki rekabeti zorunlu kılmıştır. Bu nedenle de rekabet kurallarını düzenleyen yeni yasa ve yönetmelikler çıkarılmıştır. 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun da ülkemizdeki rekabet kurallarını düzenleyen bir yasadır.
Kanunun 1.maddesinin gerekçesi “günümüz dünyasındaki gelişmeler göstermiştir ki rekabet bir piyasa ekonomisinde yalnızca kaynakların etkin kullanımını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda rakip malların fiyatlarının düşmesine ve bu pazarda daha büyük paya sahip olmak isteyen teşebbüslerin ürünlerinin kalitelerini artırmalarına ve yeni teknolojilerini üretimde kullanmalarına yol açar. Serbest rekabetçi yapının getirdiği bu dinamizm ülke ekonomisinin sürekli ve dengeli kalkınmasını sağlar. Fiyatların düşüşü ve kalitenin artışı ise toplumun tamamını yani tüketicileri korumak gibi sosyal bir fayda sağlar” şeklindedir. 1.madde Kanunun amacı ise “bu kanunun amacı mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamak” şeklinde açıklamıştır.
Rekabet de Kanunun 3. maddesinde “mal ve hizmet piyasalarındaki teşebbüsler arasında özgürce ekonomik kararlar verilebilmesini sağlayan yarış” olarak tanımlanmıştır.
Rekabetin tanımlanmasından hemen sonra “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar” başlığı altında 4.madde de getirilen düzenleme ile belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmaların, uyumlu eylemlerin ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemlerinin hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir.
Burada hemen Kanunun 56. maddesine değinmekte yarar vardır. Anılan madde ile “Bu Kanunun 4. maddesine aykırı olan her türlü anlaşma ile teşebbüs birlikleri kararı geçersizdir. Bu anlaşmalardan ve kararlardan doğan edimlerin ifası istenemez. Daha önce yerine getirilmiş edimlerin geçersizliği nedeni ile geri istenmesi halinde tarafların iade borcu Borçlar Kanununun 63. ve 64. maddelerine tabidir. Borçlar Kanununun 65. maddesi hükmü bu kanundan doğan ihtilaflara uygulanmaz” şeklinde düzenleme yapılarak haksız rekabet oluşturabilecek her türlü anlaşma ve teşebbüs birlikleri kararları geçersiz sayılmıştır.
Haksız rekabete ilişkin bu düzenlemelerden sonra 5. madde ile de belirli koşulların gerçekleşmesi halinde 4. maddede ki teşebbüsler arası haksız rekabet oluşturucak anlaşma, uyumlu eylem ve kararlara belirli koşulların gerçekleşmesi halinde Rekabet Kurulu tarafından muafiyet tanınabileceği belirtilmiştir. 5. maddenin son fıkrasında da Kurula (Rekabet Kuruluna) 1.fıkrada gösterilen şartların gerçekleşmesi halinde belirli konulardaki anlaşma türlerine grup olarak muafiyet tanınmasını sağlayan ve bu bunların şartlarını gösteren tebliğler çıkartabilme yetkisi tanınmıştır.
Ayrıca, Kanunun 27. maddesinde; Rekabet Kurulunun görev ve yetkileri belirtilmiş; kanunda yasaklanan faaliyetler ve hukuki işlemler konusunda başvuru üzerine veya re’sen inceleme ve araştırma ve soruşturma yapmak, ihlal hallerinde bunlara son vermek için gerekli tedbirleri almak, ceza-i yaptırımları uygulamak, ilgililerin muafiyet ve menfi tespit taleplerini değerlendirerek, uygun olan anlaşmalara muafiyet ve menfi tespit belgesi vermek, kanunun uygulanması ile ilgili tebliğler çıkartmak ve gerekli düzenlemeleri yapmak da bunlar arasında sayılmıştır.
Buna göre haksız rekabet kurallarına aykırı davranışlara, gerek 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun hükümleri, gerekse Rekabet Kurulunun bu kanuna uygun surette çıkaracağı tebliğler gereğince müeyyide uygulanacaktır.
Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunda yer alan rekabet, haksız rekabet oluşturucak haller, bunlara bağlanan sonuçlar ve Rekabet Kurulunun bu alandaki görev ve yetkilerine değindikten sonra Kurulun bu amaçla çıkarttığı tebliğlere gelince;
Rekabet Kurulunun 14.07.2002 tarihli 24815 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2003/3 ve 2007/2 sayılı Rekabet Kurulu Tebliğleri ile Değişik, Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliğide, “dikey anlaşma” olarak tanımlanan; üretim veya dağıtım zincirinin farklı seviyelerinde faaliyet gösteren iki ya da daha fazla teşebbüs arasında belirli mal veya hizmetlerin alımı, satımı veya yeniden satımı amacıyla yapılan anlaşmaların Kanunun 4. maddesindeki yasaklamadan yine Kanunun 5/3. maddesi uyarınca grup olarak muaf tutulabilmesinin koşullarını düzenlemiştir.
Burada hemen rekabet etmeme yükümlüğünden ne anlamak gerektiğini de açıklamakta yarar vardır. Tebliğ’in 3(d) maddesinde belirtildiği üzere “Alıcının anlaşma konusu mal veya hizmetlerle rekabet eden mal veya hizmetleri üretmesini, satın almasını, satmasını ya da yeniden satmasını engelleyen doğrudan veya dolaylı her türlü yükümlülüktür. Ayrıca alıcının bir önceki takvim yılındaki alımları esas alınarak, ilgili pazardaki anlaşma konusu mal veya hizmetlerin ya da onları ikame eden mal veya hizmetlerin %80’inden fazlasının sağlayıcıdan veya sağlayıcının göstereceği başka bir teşebbüsten satın alınmasına yönelik alıcıya doğrudan veya dolaylı olarak getirilen herhangi bir yükümlülük de…” rekabet etmeme yükümlülüğü olarak tanımlanmıştır.
Tebliğ’in 5(a) maddesi rekabet etmeme yükümlülüğünün 5 yıl süreyi aşmaması ya da süresinin belirsiz olmaması koşulunu getirmiştir. Bunun istisnası da anılan maddede düzenlenmiştir. Alıcının anlaşmaya dayalı faaliyetlerini sürdürürken kullanacağı tesisin mülkiyeti arazi ile birlikte veya alıcı ile bağlantısı olmayan üçüncü kişilerden sağlanan bir üst hakkı çerçevesinde sağlayıcıya ait ise ya da sağlayıcının alıcı ile bağlantısı olmayan üçüncü kişilerden elde ettiği bir ayni veya şahsi hakkın kullanım hakkının konusu olan bir tesiste bu faaliyet sürdürülecekse bu durumda rekabet etmeme yükümlülüğü bu sürenin 5 yılı aşan kısmı bakımından sadece alıcının söz konusu tesiste yürüteceği faaliyetle sınırlı olarak tesisin alıcı tarafından kullanıldığı süreye bağlanabilir.
Kurulun Dikey Anlaşmalara İlişkin çıkardığı tebliğler ve bunlardan en geniş kapsamlı olan 2002/2 sayılı tebliği de içeren ve bu tebliğlerin uygulanmasında esas alınması gereken ilkeleri belirleyen ve Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunun 5. maddesinin yorumlanmasından doğabilecek belirsizlikleri gidermek amacıyla çıkartılan Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuz’da da 5 yıllık sürenin uygulandığı anlaşmaların neyi içerdiği açıklanmış, alıcıya getirilen rekabet etmeme yükümlülüğünün süresinin 5 yıldan uzun ya da belirsiz süreli olması halinde tebliğde öngörülen muafiyetten yararlanılamayacağı vurgulanmıştır.
Akaryakıt bayilik sözleşmeleri de akaryakıt dağıtım şirketi ve bayi arasında aktedilen, dağıtım şirketinin akaryakıt ürünleri temin etmeyi, bayinin de bunları satmayı taahhüt ettiği rızai ve tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdir. 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca akaryakıt bayilerinin kendi dağıtım şirketleri dışındaki şirketlerden ürün tedariki yasaklanmış olduğundan, akaryakıt bayilik sözleşmeleri özünde, 2002/2 sayılı Tebliğ’in 3. maddesi çerçevesinde rekabet etmeme yükümlülüğü içeren sözleşmeler kapsamındadır.
5015 sayılı Kanunun 8. maddesinde bayilik sözleşmelerinin süresine ilişkin kayıt bulunmamakla birlikte 2002/2 sayılı Tebliğ’in 5(a) maddesi gereğince grup muafiyetinden yararlanacak sözleşmelerin süresinin 5 yılı aşmaması ya da belirsiz süreli olmaması gereklidir. Rekabet Kurulu ve yargı kararlarında da bayilik sözleşmelerinin Tebliğ kapsamında olduğu açıkça kabul edilmiştir.
Burada akaryakıt bayilik sözleşmelerinin ne şekilde düzenlendiği ve sözleşme kapsamında hangi anlaşmaların yapıldığı hususu üzerinde de durmak gerekmektedir. Dava konusu edilen ve Yargıtay denetiminden de geçen uyuşmazlıklarda akaryakıt sektöründe dikey anlaşmaların çeşitli şekillerde kuruldukları gözlemlenmiştir.
Genel olarak, akaryakıt istasyonu inşasına elverişli taşınmaz maliki bayi adayı ile dağıtıcı arasında bayilik sözleşmesinin yanı sıra bir de protokol düzenlenmekte ve bu protokolde yüklenilen taahhüde istinaden, malik tarafından dağıtıcı lehine ilgili taşınmaz üzerinde uzun süreli kira ya da intifa hakkı tanınmaktadır.
Ya da bayilik faaliyeti yürütmek isteyen kişi akaryakıt istasyonu sahibi kişi ile anlaşarak kira sözleşmesi düzenlemekte, daha sonra da herhangi bir dağıtım firması ile anlaşmakta, ardından dağıtıcı bayi adayı ve malik arasında üçlü bir protokol yapılmakta; söz konusu protokol gereğince malik tarafından ilgili taşınmaz üzerinde dağıtıcı firma lehine intifa hakkı tanınmakta ve sonrasında da kira hakkı sahibi ile bayilik sözleşmesi imzalanmaktadır.
Bir başka anlaşma türünde de başlangıçta taşınmaz maliki ile intifa hakkı tesisi ve ardından bayilik sözleşmesi imzalandıktan sonra malik ile yapılan bayilik sözleşmesi herhangi bir sebeple sona erdiğinde malik tarafından bulunan ya da dağıtıcı firma tarafından bulunan üçüncü bir kişi bayilik faaliyetini devralmaktadır.
Sektörde yapılan anlaşmalar verilen örneklerle sınırlı olmayıp, bazan da intifa hakkı tesis eden malik işletici taşınmazını üçüncü kişiye satmakta, kendi bayilik ilişkisi sona erdikten sonra yeni malik ya da başka bir kişi ile bayilik ilişkisi tesis edilebilmektedir.
Tüm bu anlaşma türlerinde ortaya çıkan sorun rekabet etmeme yükümlülüğünü içeren 5 yıllık anlaşmaların sadece bayilik sözleşmesini mi yoksa bayilik, işleticilik, tedarik ve benzeri sözleşmeler ile birlikte bu sözleşmelerin süresine etki eden intifa, tapuya şerh edilmiş kira, ekipman sözleşmeleri gibi sözleşmelerin tamamını mı içerdiği noktasında toplanmaktadır. Yukarıda sözü edilen Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuz’un 34. paragrafında 5 yıllık sürenin intifa, kira, ekipman ve benzeri sözleşmeleri kapsayacağı, bunlardan herhangi birinin 5 yılı aşması halinde grup muafiyetinden yararlanamayacağı belirtilmiştir.
Rekabet Kurulu Kararları (05.03.2009 tarihli, 09-09/186-56 ve 09-09/187-57 sayılı kararları) ve idari yargı kararlarında (Danıştay 13. Dairesinin 28.06.2010 tarihli 2009/3044-2010/5458 sayılı kararı) “akaryakıt bayilik sözleşmeleri ile birlikte aktedilen intifa veya tapuya şerh edilmiş kira sözleşmelerinin” de dikey anlaşmalar kapsamında olduğu açıkça kabul edilmiştir.
Yapılan tüm bu açıklamaları özetlediğimizde; Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun rekabet etmeme yükümlülüğü getirirken bazı koşulların varlığı halinde teşebbüsler arasında düzenlenen dikey anlaşmalar için grup muafiyeti öngörmüş, bu muafiyetin koşulları da yasa ile yetkilendirilmiş Rekabet Kurulu Tebliğleri ile düzenlenmiştir. Akaryakıt bayilik sözleşmelerinin de inceleme konumuz olan Rekabet Kurulunun 2002/2 sayılı Tebliği kapsamında kaldığı kuşkusuzdur. Bu bağlamda da bayilik sözleşmelerinin grup muafiyetinden yararlanmabilmesi için 5 yıl süre ile yapılmış olması zorunluluğu vardır. Bu süreyi aşan anlaşmalar grup muafiyeti kapsamı dışında tutulmuştur. Hemen belirtmek gerekir ki, dikey anlaşma kapsamına bayilik, işleticilik, ekipman sözleşmeleri ile birlikte intifa hakkı ve tapuya şerh edilmiş kira sözleşmeleri de girmektedir.
Uygulamada kira sözleşmesi ve intifa hakkının 5 yılı aşkın (15-20 yıl, hatta daha uzun) süreler için düzenlendiği görülmektedir. Ayrıca, rekabet etmeme yükümlülüğü getiren dikey anlaşmaların yasaklanmasından önce bayilik sözleşmesi süreleri de 5 yılı aşmaktaydı. 2002/2 sayılı Tebliğ bu nedenle bir geçiş süreci öngörmüştür. Başlangıçta 18.09.2003 tarihinden önceki sözleşmeler için 18.09.2005 tarihine kadar grup muafiyetinden yararlanacağı kabul edilmiş, daha sonra geçiş süreci sadece 18.09.2003 tarihi itibari ile uygulanmakta olan anlaşmalar ile sınırlı tutulmayarak, 18.09.2003 ile 18.09.2005 tarihleri arasında yapılan anlaşmalara da teşmil edilmiş, Tebliğ’de 2003/3 sayılı Tebliğ ile yapılan değişiklik sonucu 18.09.2005’den önce yapılmış anlaşmaların 18.09.2010 tarihine kadar uygulama süresi olduğu belirtilmiştir. Diğer bir anlatımla 18.09.2005 tarihinden sonra düzenlenen, süresi 5 yılı aşan anlaşmalar grup muafiyetinden yararlanamayacak, Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanununun 56. maddesi gereğince de geçersiz kabul edilecektir.
Dikey anlaşma ilişkisi bayilik sözleşmesi ile birlikte buna bağlı olarak yapılan kredi sözleşmeleri, ekipman sözleşmeleri, uzun süreli kira sözleşmeleri ya da uzun süreli intifa hakkı tanınması gibi şahsi ya da ayni haklara ilişkin sözleşmeleri de içerdiğinden 5 yıllık süre dikey anlaşmanın kapsamında kalan tüm sözleşmeleri kapsamaktadır. 18.09.2005 tarihinden önce düzenlenmiş 5 yılı aşan dikey anlaşmaların bir kısmı 2002/2 sayılı Tebliğ’e göre yeniden düzenlenmiştir. Ancak, yapılan yeni düzenlemelerde kira sözleşmesi ya da intifa hakkına ilişkin sürelerin uyumlu hale getirilmediği, sadece bayilik sözleşmesinin 5 yılla sınırlandırıldığı görülmektedir. 4054 sayılı Kanunla getirilen rekabetin korunmasına ilişkin kuralların kamu düzenine ilişkin olması ve dikey anlaşmanın bir bütün olarak değerlendirilmesi karşısında sadece bayilik sözleşmesindeki sürenin 5 yıla indirilmesi buna bağlı haklardaki sürelerin 5 yılı aşkın olmasının bayilik sözleşmesini belirsiz süreli hale getireceği açıktır. Sağlayıcı uzun süreli kredi, ipotek, kira sözleşmesi veya intifa hakkı nedeniyle alıcıyı baskı altında tutarak yeniden sözleşme yapmaya zorlayabilecek bu da rekabet etmeme yükümlülüğünün ihlali anlamına gelecektir.
Somut olayda da; dava konusu taşınmaz kaydına 10.10.2002 tarihinde … Petrolcülük lehine 300.000,00 TL bedelle 15 yıllık intifa hakkı tesis edilmiş, davacı taşınmazı intifa hakkı ile yükümlü olarak 27.11.2008 tarihinde satın almıştır. Davacı, malik ile dağıtıcı davalı … ile malik arasındaki bayilik ilişkisinin sona erdiğini, önceki bayi malik … ve … Petrolcülükle yaptığı görüşmeler sonucu kendisine bayilik verileceği inancıyla taşınmazı satın aldığını, ancak davalı dağıtıcı firmanın kendisi ile bayilik sözleşmesi düzenlemediğini iddia ederek taşınmaz kaydındaki intifa hakkının terkinini istemektedir.
Davalı dağıtım şirketi … Petrolcülük ise intifa hakkına elatmanın önlenmesini talep etmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşıldığı gibi 18.09.2005 tarihi itibariyle uygulanmakta olan anlaşmalar 18.09.2010 tarihine kadar 2002/2 sayılı Tebliğ gereğince grup muafiyeti kapsamındadır. Davanın açıldığı tarih itibariyle dikey anlaşma kapsamında olan intifa hakkı içinde gruf muafiyetinin var olduğu kuşkusuzdur. Davacı intifa hakkının terkinini ancak muafiyetin sona erdiği tarihten sonra açacağı davada ileri sürebileceğinden, Türk Medeni Kanunun getirdiği düzenmeler çerçevesinde intifa hakkının terkini koşullarının gerçekleştiği de kanıtlanamadığından intifa hakkı terkini isteminin reddi ile elatmanın önlenmesi isteminin kabulüne dair verilen kararda usul ve yasaya aykırı bir yön görülmediğinden temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, 750,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacı-k.davalı …’dan alınarak davalı-k.davacı …ye verilmesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden taraflara yükletilmesine, 11.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.