YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/11088
KARAR NO : 2011/11248
KARAR TARİHİ : 30.09.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 12.11.2009 gününde verilen dilekçe ile mera tespit komisyonu kararının iptali istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 03.02.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Mera Komisyonunun 09.10.2009 tarihli ve 39 sayılı yayla tahsis kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Davalı …, kendilerine husumet düşmeyeceğini, diğer davalı … ise mera komisyonunca yapılan işlemlerin yasaya uygun bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava kabul edilmiştir.
Hükmü, davalı … vekili temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davalı … vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-4342 Sayılı Mera Kanununun 3.maddesi (e) bendinde yaylak; çiftçilerin hayvanları ile birlikte yaz mevsimini geçirmeleri, hayvanlarını otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yerler olarak tanımlanmıştır. Yasanın 4.maddesinin ilk fıkrasında yaylakların kullanma (yararlanma) hakkının bir veya birden çok köy veya belediyeye ait olduğu kabul edilmiştir. Hangi nitelikteki taşınmazların
mera, yaylak ve kışlak olarak köylere veya belediyelere tahsis edileceği yasanın 5.maddesinde gösterilmiş bulunmaktadır. Kuşkusuz, Mera Kanununa göre bir yerin yaylak olarak tahdit ve tahsis işlemini yapacak kuruluş mera komisyonlarıdır. Nitekim, dava konusu yapılan 09.10.2009 tarihli ve 39 sayılı Mera Komisyon Kararıyla 488 ada 15 sayılı parsel yaylak tahdit kapsamına alınmış ve bu niteliğiyle davalı belediyeye tahsis edilmiştir.
Dosyada yer alan diğer bilgi ve belgelerden; çekişme konusu taşınmazın kadastro işlemi sonucu özel mülk olarak belirlenmesine karşı davalılardan Hazine’nin itiraz ettiği, aynı yer mahkemesinin 2009/412 esasında kayıtlı davada yaylak iddiasında bulunarak dava açtığı, açılan davanın reddedildiği ancak Yargıtay’da temyiz aşamasında olduğundan mahkeme hükmünün kesinleşip kesinleşmediğinin anlaşılamadığı görülmektedir.
Burada çekişmenin mahiyeti gereği kesin hüküm kavramı üzerinde durulması gerekmektedir. Hukuki istikrar toplumun huzur ve güveni için zorunludur. Bu nedenledir ki bir ilamla haklılığı saptanan gerçek yine aynı taraflar arasındaki daha sonraki bir ilamla yok sayılamaz. Bu olgu, yürürlükteki mevzuatta (HUMK m.237) “kaziyei muhakeme=kesin hüküm” olarak ifadesini bulmuş, kesin hüküm olumsuz dava şartları arasında sayılmıştır. Kesin hükme konu taşınmaz yönünden taraflar arasında çıkan sonraki günlü uyuşmazlıklarda, kesin hükme değer verilmesi kamu düzeni gereğidir. Ayrıca bu husus eski hukukumuzda Mecellenin 80.maddesinde de hükme bağlanmıştır. Görülüyor ki, gerek bugünkü mevzuatımızda gerekse eski hukukta bir hak kesin olarak hükme bağlanmışsa, o hakka-istisnalar dışında- üstünlük tanımak, o … teslim etmek asıldır. Kısaca ve yeniden ifade etmek gerekirse, eldeki davanın sonucu 488 ada 15 parsel sayılı taşınmaza ilişkin Hazine tarafından açılan davanın kesinleşmiş olup olmamasına bağlıdır.
Mahkemece yapılması gereken iş, 488 ada 15 sayılı parsel hakkında Hazine tarafından açılan dava sonucunun ne olduğunu araştırmak, yapılacak araştırma sonucu kesinleştiği anlaşılırsa davayı şimdiki gibi kabul etmek, aksi durumda istemi reddetmek olmalıdır.
Değinilen yönler bir yana bırakılarak eksik inceleme ve araştırmaya dayalı davanın yazılı olduğu şekilde kabulü doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Hukuk usulü uygulamasında bir kimsenin davaya dahil edilmek suretiyle leh veya aleyhine hüküm kurulması mümkün değildir. Dolayısıyla, mahkemenin Hazine’yi davaya dahil etmek yoluyla hüküm tesisi doğru değildir. Dava Adana Valiliğine karşı açılmış olup valilik bu gibi davalarda taraf olamaz ise de Hazine yargılamaya katılarak husumeti benimsemiş ve işin esası hakkında savunma yapmış olduğundan bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda (1).bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, hükmün (2).bentte yazılı nedenlerle BOZULMASINA, 30.09.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.