Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/12698 E. 2011/15056 K. 07.12.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/12698
KARAR NO : 2011/15056
KARAR TARİHİ : 07.12.2011

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 10.11.2009 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin meni-karşı davada geçit kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; asıl davanın kabulüne, karşı davanın süresinde açılmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 12.04.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı (k.davacı) tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

_K A R A R_

Dava, paylı taşınmazda oluşan yararlanma hakkına öteki paydaşın elatmasının önlenmesi istemiyle açılmıştır.
Davalı, davanın reddini savunmuş, karşı davasında ise Türk Medeni Kanununun 747. maddesine dayanarak geçit irtifakı kurulması isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, asıl dava kabul edilmiş, süresinde açılmayan karşı dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm kurulmuştur.
Hükmü, davalı ve karşı davacı temyiz etmiştir.
Kuşkusuz, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşların payına elatmalarının önlenmesini her zaman isteyebilir. Ancak, o paydaşın taşınmazda payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa elatmanın önlenmesi davası dinlenemez. Yerleşik Yargıtay uygulamasına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorunu elatmanın önlenmesi davasıyla değil kesin sonuç sağlayacak taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözülebilir.

Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile paylarının mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse; kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun resmi taksim yapılana veya ortaklığın giderilmesine kadar “ahde vefa” (söze sadakat) kuralı doğrultusunda korunması gerekir.
Somut olaya gelince; çekişme konusu 398 sayılı parselde davacı …’nın 1/3, davalı ve karşı davacı …’in de 7/12 payı vardır. Taşınmaza dava dışı kişilerin de malik olduğu ancak onların da katılması suretiyle bir yararlanma taksimi yapılmadığı, taşınmazı davacı ve davalının kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Davacının da kullanmakta olduğu bir yer olduğundan paydaş olan davalıya karşı açtığı elatmanın önlenmesi davası yukarıda belirtilen kurallara göre dinlenemez. Dolayısıyla taşınmaza haksız elatma davasının açıklanan nedenle reddi gerekir.
Mahkemece yapılan bu saptamalar gözardı edilerek asıl davanın yazılı bazı gerekçelerle kabulü doğru olmadığından, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 07.12.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.