YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/13799
KARAR NO : 2011/15345
KARAR TARİHİ : 12.12.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 10.09.2008 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde alacak istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 12.10.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R
Davacılar vekili, 149 parsel sayılı taşınmazın 80/1415 hissesine tekabül eden 8.000 m² kısmını müvekkillerinin davalı ile birlikte satın aldıklarını, taşınmazın tapusunun davalı adına tescil edildiğini, davalının 21.05.2004 tarihli taahhütname ile taşınmazda müvekkillerinin aldıkları hisselerin mülkiyetini müvekkillerine devretmeyi kabul ettiğini belirterek taşınmazdaki söz konusu hisselerin tapu kaydının iptali ile müvekkilleri adına tescilini, olmadığı takdirde taşınmazın bedelinin davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 5578 sayılı yasa ile değişik 8. maddesi gereğince 2 hektardan küçük hissenin davacılara satışının yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle tapu iptali ve tescil isteminin reddine alacak isteminin kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Gerçekten, 19.07.2005 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 8.maddesinde bölünemez büyüklük kavramına yer verilmemiş, bu kavram daha sonra anılan yasada değişiklik yapan 09.02.2007 tarihli 5578 Sayılı Yasanın 2.maddesiyle getirilmiştir. Davada dayanılan 21.05.2004 tarihli taahhütname, 5578 Sayılı Kanunun yürürlüğünden önceki bir tarihi taşıdığından ve bu tarihte bölünemez büyüklük miktarları yasada öngörülmediğinden, davacılar 21.05.2004 günlü taahhütnameye dayanarak tescil isteminde bulunabilir. Zira, 09.03.1988 tarihli ve 1987/2-860 esas, 1988/232 karar sayalı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında vurgulandığı üzere herhangi bir yasa veya düzenleyici hüküm o yasanın yürürlüğe
girdiği andan itibaren hukuksal sonuç meydana getirir. Değişik bir anlatımla yürürlüğe giren yasa yürürlük tarihinden önceki olaylara uygulanmaz. Medeni Hukuk açısından bu duruma yasaların geriye yürümemesi ilkesi denir. Ancak, belirtilmelidir ki, yeni yasa veya düzenleyici kural devam etmekte olan uyuşmazlıklarda tamamlanmamış hukuki durumlara yasanın derhal yürürlüğe girme niteliğinden dolayı uygulanacak ve hukuki sonuçlar doğuracaktır. Kuşkusuz yeni yasada yürürlükle ilgili ayrık ve özel bir hüküm de bulunabilir. Böyle bir durum söz konusu ise, kanun koyucu iradesini yeni çıkan yasanın geçmişteki olaylara da uygulanması doğrultusunda gösterdiğinden yeni çıkan yasa yürürlüğünden önceki olaylara da uygulanır. Dolayısı ile, eldeki uyuşmazlıkta dayanılan taahhütnamenin 21.05.2004 tarihini taşıması nedeniyle 5578 Sayılı Yasanın getirdiği bölünemez büyüklük miktarlarının uygulanması mümkün değildir.
Ancak, 3194 Sayılı İmar Kanununun 18/son maddesi hükmü gereğince; veraset yoluyla intikal eden, kanun hükümlerine göre şuyulandırılan, Kat Mülkiyeti Kanunu uygulaması, tarım ve hayvancılık, turizm sanayi ve depolama amacı ile yapılan hisselendirmeler ile cebri icra yoluyla satılanlar hariç imar planı olmayan yerlerde her türlü yapılaşma amacıyla arsa ve parselleri hisselere ayıracak özel parselasyon planları ve satış vaadi sözleşmeleri yapılamaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.02.1993 tarihli 688-30 sayılı kararında değinildiği üzere sözü edilen madde ile getirilen sınırlandırmalar, imar uygulamasına geçilmeyen yerlerdeki çarpık yapılaşmayı önleme amacına yöneliktir. Daha açık bir ifade ile bir yerde tasdikli uygulama imar planı yoksa bu alanlarda yasadaki ayrık durumlar hariç her türlü yapılaşma amacıyla arsa ve parsellerin hisselere bölünerek satış vaadi sözleşmeleri ile satımı olanaksızdır. Yasanın amir hükmüne rağmen satış yapılmışsa bu gibi durumlarda sözleşmenin ifa olanağının varlığından söz edilemez. Bu nedenle dava konusu taşınmazın bulunduğu alanda tasdikli imar planının bulunup bulunmadığı ilgili mercilerden sorulmalı, verilecek cevaba göre 3194 sayılı yasanın 18/son maddesi hükmü gözetilerek sonucu doğrultusunda bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 12.12.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.