Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/14569 E. 2011/16166 K. 27.12.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/14569
KARAR NO : 2011/16166
KARAR TARİHİ : 27.12.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 10.11.2008 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 02.02.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, murisinden intikal eden taşınmazların mirasçılar arasında rıza-i taksim yoluyla kullanıldığı sırada kardeşi Ahmet’in mirasçıları tarafından ortaklığın giderilmesi davası açıldığını, ortaklığın giderilmesine konu olan taşınmazların davalılar ile birlikte satın alınıp, fiilen kullanılan yerlerin adlarına tescili konusunda anlaştıklarını, dava konusu 950 parsel sayılı taşınmazın gider ve bedelinin tarafından ödendiğini, diğer taşınmazlardaki satış bedelini taraflara iade ettiği halde fiili olarak kullanımındaki taşınmazın adına tescil edilmediğini ileri sürerek, 950 parsel sayılı taşınmazdaki davalılar payının iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı …, davayı kabul ettiğini; davalı …, dava konusu yeri davacının kullandığını, tarafına boş tarla verildiğini, davacının 2.000Euro ödediğinde davayı kabul ettiğini; davalı …, taraflar arasındaki taksime göre dava konusu taşınmazı davacının kullandığını, davacının satış sırasında masraf göndermediğini, 3.000TL ödediğinde açılan davayı kabul ettiğini belirtmişler, diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile davalı …’e ait 1/7 payın davacı adına tesciline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nun 202.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı ile davalılar arasında rıza-i taksim ile kullandıkları taşınmazların ortaklığın giderilmesi davası sonucu satışına karar verilmesi ile hep birlikte ihaleye girilerek fiilen kullanılan taşınmazların kullanan kişiler adına alınıp, tescilinin sağlanması için sözleşme bulunduğunu ileri sürmüştür. İnanç sözleşmesi ancak yazılı delil ile kanıtlanabilir. Yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesi ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Eldeki davada taraflar arasındaki inanç sözleşmesini kanıtlayan yazılı bir delil sunulmamıştır. Ancak, davalılar … ve … ilk celsedeki beyanları ile taraflar arasındaki inanç ilişkisini doğrulamışlardır. Bu nedenle,

kesin delil niteliğindeki ikrarları uyarınca davalılar … ve …’ya ait 950 parsel sayılı taşınmazdaki payların davacı adına tesciline karar verilmesi gerekir.
Davacı, taraflar arasında inanç sözleşmesi bulunduğu iddiası ile davasını açmıştır. Çekişme konusu 950 parsel sayılı taşınmazın paydaşı diğer davalılar ile davacı arasında inanç sözleşmesini kanıtlayan yazılı bir delil bulunmamaktadır. Ancak, davacı kanıtları arasında “yemin” deliline dayanmış, 10.12.2009 tarihli duruşmada davalılara yemin teklifinde bulunmuş, bu istemi 02.02.2010 tarihli oturumda mahkemece reddedilmiştir. Taraflar arasındaki inanç sözleşmesini kanıtlayan yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesi yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delille de ispat edilmesi olanaklıdır. Bu nedenle, davacı yemin deliline dayanıp, davalılara yemin teklifinde bulunduğundan, bu istemi yazılı gerekçe ile reddi doğru değildir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan olgular bir yana bırakılarak yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 27.12.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.