Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/1465 E. 2011/5999 K. 03.05.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/1465
KARAR NO : 2011/5999
KARAR TARİHİ : 03.05.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 13.01.2003 gününde verilen dilekçe ile tapu iptal, tescil olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; tescil isteğinin kabulüne dair verilen 16.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle tayin olunan 03.05.2011 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av…. geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenin sözlü açıklamaları dinlenildi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı davalı ile evli olduğu dönemde babasından intikal eden kooperatif hissesini üçüncü bir kişiye devrettiğini, davalı eşinin nakte ihtiyacı olması sebebiyle elde ettiği parayı davalı eşine verdiğini, buna karşılık davalı eşin ileride edinilecek binanın tapusunu kendisine verme taahhüdünde bulunduğunu ancak kendi adına satın aldığını ileri sürerek, 126 parseldeki C Blok 11 numaralı bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ve adına tesciline, olmadığı takdirde katkı payından dolayı şimdilik 20.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, çekişme konusu bağımsız bölümün kendisi tarafından satın alındığını, davacının inanç ilişkisini yazılı olarak kanıtlaması gerektiğini, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dinlenen tanık sözlerine itibar edilerek davacının tapu iptali ve tescil istemi kabul edilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Burada öncelikle davacının inanç ilişkisine dayalı talebinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Gerçekten; 7.10.1953 tarihli ve 7/8 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere; sicilde eşlerden biri adına kayıtlı bulunan bir taşınmazın, gerçekte kendi namına satın alınması gerektiğini ve bedelini de kendisinin verdiğini ileri sürerek kaydın adına tashihini isteyen diğer eşin bu isteğinin kabul edilebilmesi için, aralarında Türk Medeni Kanununun 706. maddesi hükmüne göre düzenlenmiş resmi bir sözleşme olması gerekir. Böyle bir sözleşme yoksa davacının mülkiyet aktarımı için geçerli bir hukuki nedene dayandığından söz edilemez ve mülkiyet iddiası dinlenemez. Salt bedelin davacı tarafından ödenmiş olması veya eşler arasında temsil ilişkisinin bulunması da kaydın iptalini gerektirmez. Mahkemece yapılan bu saptama bir yana bırakılarak dinlenen tanık sözlerine değer tanınmak suretiyle ilk kademedeki istemin yazılı olduğu şekilde kabulü açıklanan nedenlerle doğru olmamıştır.
Davacının katkı payından kaynaklanan alacak isteminin değerlendirilmesine gelince;
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden tarafların 04.06.1978 tarihinde evlendikleri, 12.06.2003 tarihinde ise boşandıkları anlaşılmaktadır. Çekişme konusu 126 parsel C Bloktaki 11 numaralı bağımsız bölüm evlilik birliğinin devam ettiği dönemde 01.12.1998 tarihinde satın alınmıştır. Davalı taşınmaza kayden maliktir.
Başka mal rejimi seçilmediğinden tarafların evlendiği 04.06.1978 tarihinden 01.01.2002 tarihinde kadar mal ayrılığı, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının kesinleştiği tarihe kadar yasal edinilmiş mallarda katılma rejiminin geçerli olduğu kabul edilmelidir. Kısaca, taraflar arasında taşınmazın satın alındığı 01.12.1998 tarihinde mal ayrılığı rejimi söz konusudur. Karı koca arasında mal ayrılığı rejiminin bulunması Borçlar Kanunu uyarınca sözleşme ilişkisinin kurulmasına engel değildir. Evlilik birliği kurulurken bunun ömür boyu süreceği düşüncesi hakimdir. Bu düşünce nedeniyle de ortak yaşama ve geleceği güvence altına almak amacıyla eşlerin birlikte yatırım yapmaları yaşamın olağan akışına uygundur. Karşılıklı güvene dayalı olarak kurulan evlilik birliği içerisinde eşlerin aralarındaki hukuki ilişkiyi yazılı sözleşmeye bağlamaları beklenemez. Eşler arasındaki işlemlerin de HUMK’nun 293. maddesi uyarınca tanıkla kanıtlanma olanağı vardır. Kararlaştırılan anlaşmaya aykırı davranılması nedeniyle tazminat istenmesini önleyen bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; davacı eşe çekişme konusu taşınmazın kazanılmasında katkı payı olup olmadığı hususundaki tüm delillerini isteyip toplamak, aynı konuda davalıdan delillerini sorup saptamak, özellikle davacının 31.10.1991 tarihinde babasından intikal eden kooperatif hissesinin devri ile elde ettiği gelir de dikkate alınarak kazanmada davacı eşin katkısının ne olduğu tarafların gelir durumlarına bakarak araştırmak, gerek duyulursa bilirkişi incelemesi yaptırılarak taşınmazın değerine göre oranlama suretiyle davacı katkı payının davalıdan tahsiline karar vermek olmalıdır.
Değinilen bu yön üzerinde durulmadan ilk kademedeki istemin kabulü doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, 825.00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, peşin yatırılan harcın iadesine, 03.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.