YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/250
KARAR NO : 2011/2385
KARAR TARİHİ : 28.02.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 05.02.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu kayıtlarında vakıf şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 09.12.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 4552 ada 5 parsel 1997 m2, 4553 ada 2 parsel 5045 m2, 4562 ada 2 parsel 3256 m2 ve 4553 ada 3 parsel 5746 m2 arsa cinsli taşınmazların tapu kayıtlarındaki 01.10.2010 tarihinde konulan “Cami Kebir Vakfı” şerhinin terkini isteğine ilişkindir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dosya üzerinden yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu dava konusu taşınmazların niteliği ve yüzölçümü sebebiyle miri arazi niteliğinde olduğu ve gayri sahih vakıf niteliği taşıdığı nedeniyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı … İdaresi vekili temyiz etmiştir.
27.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5737 sayılı Vakıflar Kanununun 18.maddesi hükmü gereğince; miri arazilerden mukataalı hayrata tahsis edilmeyenler ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlar dışındaki icareteyn ve mukataalı vakıf şerhi bulunan gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde veya tasarrufundaki taşınmazlar taviz bedeline tabidir. Yasanın 3.maddesinde yapılan tanıma göre de, mukataalı vakıf; zemini vakfa üzerindeki yapı ve ağaçlar tasarruf edene ait olan ve kirası yıllık olarak alınan vakıf taşınmazlarını, icareteynli vakıf ise; değerine yakın peşin ücret ve ayrıca yıllık kira alınmak suretiyle süresiz olarak kiralanan vakıf taşınmazlarını ifade eder. Hal böyle olunca somut uyuşmazlığın çözümü için, kayda işlenen vakfın mukataalı veya icareteynli vakıflardan olup olmadığının veya miri arazilerde mukataalı hayrata tahsis edilmeyen ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlardan bulunup bulunmadığının yöntemince araştırılması gerekir.
Vakfiye kapsamındaki her taşınmazın coğrafi konumu ve hukuki durumu ayrı olacağından bu taşınmazların kadim köy, kasaba ya da şehir içindeki mülk topraklar içinde olup olmadığının keşfen incelenmesi, taşınmazın konumunun düzenlenecek paftada kadim köy ve kasaba ya da şehirlere göre haritasında işaret edilmesi, vakfın niteliği hakkında bu belirlemeden sonra görüş bildirilmesi zorunludur.
Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere vakıf türünün belirlenmesi ve belirlenen vakıf türüne göre çekişmeli taşınmazda vakfın bir hakkının kalıp kalmadığının, taviz bedeli ödenip ödenmeyeceğinin vakıf şerhinin doğrudan kaldırılması gerekip gerekmediğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmadan saptanması bu tür davalarda önem kazanmaktadır.
Hal böyle olunca vakıflara ait tapu kaydı ilk tesisinden itibaren getirtilmeli, vakıf durumunu gösterir kayıtlar ve dayanılan diğer belgeler merciinden istenmeli, Vakıflar Genel Müdürlüğünden kayda işaret edilmiş vakfın türü hakkında bilgi alınmalı ve HUMK’nun 275. maddesi uyarınca yukarıdan beri sayılan ilkeleri kapsar biçimde bilirkişi görüşüne başvurularak sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır. Bu nedenle keşif rapor ve krokisi, kadastro öncesi revizyon tapu kayıtları, dosyaya ibraz edilen “Vakıfname” içeriği ve yukarıda belirtilen tüm belgeler incelenerek vakfın niteliği hakkında üniversitelerin Medeni Hukuk kürsüsünde görevli uzman hocalardan alınacak rapor sonrası oluşacak duruma göre bir karar verilmesi gerekirken bilirkişinin sadece tapu kayıtlarındaki durum itibariyle vakfın niteliği hakkında yorumda bulunarak yeterli olmayan raporu ile hüküm tesisi doğru değildir. Açıklanan nedenlerle karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 28.02.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.